29.12.2014

"Yazacak çok şeyim var" ile "ne yazsam acaba arasında"   gidip geliyorum sayın okuyucu. Halim harap.Sabahtan beri geçmek bilmeyen baş ağrısı, nefes almada zorlanma...Üstelik sabah 4 dersten final sınavına girecek olmanın gerginliği de cabası.  Haa ne diye geriliyorum, onun cevabını ben de bilmiyorum.
......
Taslağa aynen devam:)
......
Artık finallerim bitti .  Çok yoruldum çok. Evdekilerin deyimiyle, şartelleri yakmak üzereymişim. Şartelin attığını biliyorum da,  nasıl yanar, hep birlikte göreceğiz.Ya hu  " bayandan az kullanılmış beyin " diye ilan  verecek halim yok ya.. Kapasiteyi zorlasam da , madem var kullanayım bari diyorum.
Geçen sene istatistik dersimiz vardı ve ben  çalışamadığım için bütünlemeye razı girdim sınava. Ama nasıl bir mantığım varsa,   mantıkla çözerek geçtim . Bu sene de uzantısı/ devamı metod dersimiz var, ona da çalışamadım  ondan da geçecek gibiyim.
Tabi neden çalışamadı ki bu telve dersine diyeceksiniz. Perşembe çalışırım, cumartesi kısa bir tekrar yapar, pazar da sınava girerim diyordum.
Naz geldi.
Misafir..
Şehir dışından. Severim kendisini, iyi de anlaşırız. Baktı ben çarşamba günü pas vermiyorum, gömülmüşüm ders notlarına. Sabahtan akşama film seyretti. Arkadaşım,  hangi akla hizmet 4 filmi arka arkaya izliyorsun.  Hadi kendine acımadın, bana da mı acıman yok.  Gece olmuş saat 4.
" Uyucam ben yoruldum" dedim.
"Gitme  aynı odada uyuyalım" dedi.
 "niye"..
"Korkuyorum"
"Ne izledin sen sabahtan beri"
"4  tane korku filmi izledim".
Üç harflilere gelesin Nazzzz diye diye kıvrıldım koltuğa. Zaten  olup olacağı günde 3-4 saatlik uykum var.  Onu da koltuk tepesinde geçirdim iyi mi..
Naz'ın intikamı ertesi gün de devam etti tabi ki. Tutturdu  Kemeraltına gidelim.  Ya hu 2 gün sonra sınavım var, rahat bırak beni dediysem de dinlemedi.Bütün bu olumsuz  ahval ve şerait içinde sabah  Kemeraltı'nın yolunu tuttuk.
"Hayatımı kararttın benim" diye söylene söylene gezindim bütün gün... (Tabi ki şaka yollu) Böylelikle ben hayatımın tesbitini yapmış oldum.
Kadınların morali bozuk olduğunda neden kendilerini alışverişe verdiklerini çözdüm sayın okuyucu. Ben nefret ederim alışverişten ama, yok karar verdim sık sık  gideceğim bugünden sonra.  Efendim, şimdi o  satış temsilcisi dediğimiz tezgahtar kızlar var ya,  üzerinize bir şey giydiğiniz zaman öyle sözler söylüyorlar ki..Aynaya dönüp bir daha bakıyorsunuz, bu bahsettiği ben miyim  acaba diye.. Kilonuzun fazlalığı, boyunuzun azlığı hiiiç önemli değil... Geçirin üzerinize  bi çuval, bırakın kendinizi tezgahtar kızın  yaratıcılığına... Zannedersiniz ki dünyaca ünlü bir mankensiniz.  Aman efendim, elbiseyi ne güzel taşıyormuşsunuz,  bu renk de pek bi açmışmış.  Zaten bu modeli bu sene çok satmışmış..
Tezgahtar kızla yarıştık, her seferinde ben kazandım.  Aldırtmadım hiç bişey. Ta ki artık  dolaşmaktan sıkılana kadar....Tam 6 saat ..Rekora gitmek üzereydim ki, sürünerek evin yolunu tuttuk..
Şimdi elime  "Ayşegül Tatilde" kitabını  alıp, dinlenmek istiyorum..
Ya da "Neşeli Günler" filmini bilmem kaçıncı kez seyretmek...
Çok yoruldum çok...


24.12.2014

......

Bir insanı, yaptığı hata nedeniyle cezalandıracağınız zaman, ceza ile hatanın orantılı olmasına dikkat edin.. Aksi takdirde, her şey aleyhinize dönebilir. Aşırı suçluluk duygusu,  karşınızdakini savunmaya itebilir...
Ve  bir de bakmışsınız ki, sonunda suçlanan siz olmuşsunuz..


4.12.2014

BEN BİLİRİM...!!!

Geçenlerde bir yarışma programını izlerken dedim ki " bu çocukta  Leonard Cohen tadı var." Tabi çok geçmeden  jüri üyesi  de aynı cümleleri sarfedince "vay beee " dedim kendi kendime. Müzikte otorite olmuşum da haberim yok.
Severim kendisini. Ara ara açar, dinlerim. Ama deseniz ki Cohen'in 3 şarkısını say. Bilemem.
İşin şakası  bir yana, Hep düşünmüşümdür bu konuyu. Herşeyden biraz biraz mı bilmek lazım, yoksa bir konuda uzmanlaşmak mı ?
Emin olduğum şu ki,  milletçe genlerimizde var bu bilmişlik taslama. İşin ehline bile işi öğretmeye kalkma... Bayılırız çok bildiğimizi göstermeye. Mesela doktorsundur. Her hangi bir toplulukta  bunu öğrenen kendini bilmez, sana bir soru sorar. Cevap verirsin. Ardından bir soru daha sorar. Maksadı öğrenmek değil,  açığını yakalayıp seni alt etmektir. Avukatsındır, başka bir avukata vekalet verir. Lakin sana sormaktan da geri durmaz. Gayesi her iki tarafı da ölçüp tartmaktır. Birinden aldığıyla diğerine hava atmaktır.
Herşeyi bilmek zorunda değiliz. Bu ayıp değil. Ayıp olan bilmediğimizi bilmemek . Ya da bilmediğimizi bildiğimiz halde, biliyormuş gibi yapmak.
Ramazan gelir, hepimiz fetva makamı oluruz...
Kaza olur, ilk yardım uzmanı kesiliriz...
Memleketi elimize verseler gül-i zar ederiz..
Zaten zamanında hakkımızı yemeselerdi,  kimbilir şimdi hangi makamda, hangi koltukta oturuyor olurduk...
Biz o mektebi bitirmemişizdir ama bitirenden  daha iyi bilirizdir...
Herşey dilimizde bizim..
Uygulamaya gelince tık yok...
İnancımızda öyle..
Bu memleketin yüzde kaçı müslüman ?
Müslüman olanların yüzde kaçı İslam ?
Müslümanım deyip, islam olamamışların  deistlerden farkı ne?
Bu konuyu sorgulamak bana mı kaldı?
Yukarıda eleştirdiğim insanlardan  benim ne farkım var?
Elbette ki bana düşmez.
Haddim değil...
Lakin sinir oluyorum...
Kabe resmi olan seccadede namaz kılınır mı sorusuna,
Çorap giymezsem namazım efdal olmaz mı  endişesinde olana,
Erkeklerde dizden  yukarı giyilirse  günah olur mu diyene...
Sinir oluyorum..
Kel başa şimşir tarak hesabı...
Asılları hallettik de teferruatlar kaldı sanki..
Biz önce  insan olalım.. Yalanın, riyanın, adam kayırmanın, rüşvetin kökünü kurutalım...
Kadına, çocuğa , insana kalkan eli bi indirelim..
İşçinin hakkını yemeyelim..Can güvenliğini sağlayalım, emeğini sömürmeyelim.. İnsana insanca yaşama hakkı ve imkanı verelim.
Hayvanlara eziyet etmekten, ağaçları, ormanları talan etmekten vazgeçelim..
Sakın yanlış anlamayın,takva yaşamak isteyen yaşasın, kimseye sözüm yok. Ya hep ya hiç de demiyorum aslında.
Denizi geçip  derede boğulmayalım diyorum.
Müslümanlık sadece şekilcilik olmamalı diyorum...
Hassasiyet  ibadetlerde olduğu kadar , insan ilişkilerinde, hak hukuk meselelerinde de gözetilmeli diyorum..





29.11.2014

........




Bir insana verilebilecek en büyük ceza, onu, kafasındaki soru işaretleriyle baş başa bırakıp gitmektir.



28.11.2014

BAŞLIK BULAMADIM, BAŞLIKSIZ OLUVERSİN ARTIK

Şu aralar keyfim yerinde. Yani şu aralar dediysem, öyle 3-5 gün gelmesin aklınıza, tahminen  23 dakikadır falan :)
Kafam karışık arkadaşlar, ben de istiyorum  güzel şeyler yazmayı. Ama olmuyor işte. Lunaparktaki o aynalar gibi ruh halim.  Bir öyle bir böyle. Tam  şöyle melankolik bi'şey yazayım derken, yahu keyfim yerindeyken böyle bir yazı yazılır mı diyorum. Haydi dönüyorum  öbür tarafa, keyifli  bi'şeyler olsun diyorum. O da malum, bünyeye ters. Sayfa bana , ben sayfaya bakıyorum..
Ama ciddi bugün güzel bir gündü. Üç arkadaş voltran oluşturduk . İşte bu cümleyi N.Narda'ya  söyledim akşam vakti konuşurken. Hatta  " ben bu cümleden yola çıkar, yazı bile yazarım " dedim de, " eee ilham kaynağın kim, tabi ki ben " dedi ve kendine yine pay çıkardı.
Malum öğrenciyiz, finaller de yaklaştı. Felsefe gibi bir dersi tek başıma çalıştığım zaman, gözlerim okuyor, zihnim seyr-ü sefere çıkıyor.İşte onun için arkadaşlara dedim, gelin  beraber çalışalım. Liseliler gibi güle oynaya ders çalıştık.  Hatta gerçekçi felsefenin önde gelen filozoflarını ,  kimya  formüllerini kodlar gibi kodladık. "Ağustosta bot giyilmez, muşa gidilmez, erik ve ananas yenmez....  " Sor isimlerini , birini bile hatırlamıyorum. Sanki ben biliyormuşum gibi , okuduğumuz her cümlenin arkasından  " hadi telve, bunu da anlat " demiyorlar mı?  N'apim ben de uyduruyorum bi'şeyler. Nasılsa onlar da bilmiyor ben de, Söylediklerim doğru mu yanlış mı anlayacak kadar bilgili değil ki  kimse :)) Bir kez daha Oruç Aruoba'ya  hayran oldum bugün. O'nun kitaplarını okuya okuya  felsefeye istidadım  olmasa da , iştiyakım  gelişmiş.
Ama sınavda  bu isimler kesin çıkacak ve ben o soruyu yapacağım. E hani ben ders ya da sınıf geçmek için değil de öğrenmek için okuyordum ?
Demek ki neymiş, hırs insanın gözünü bürümeye görsünmüş...
Zamanla insan  sözünü unuturmuş,
Yoldan çıkar, amaçtan saparmış...
İnsan şiddetle eleştirdiği bir şeyi yaşamadan ölmezmiş. İşte bu lafı geçenlerde bir arkadaşım söyledi, yaşadığı bir olayı  anlatırken. Ben de dedim ki "  zeki, espirili,  anlayışlı, romantik, duygusal, insaflı, vicdanlı  adamlarla evli olan tüm kadınları şiddetle ve esefle kınıyorum"... Şimdi oturup sonucu bekleyeceğiz :)


25.11.2014

söylenenlerin bile anlaşılamadığı bu dünyada, söylenmeyenlerin anlaşılmasını beklemek, abesle iştigal olsa gerek...

!!!!!!!!


23.11.2014

EVRENİMDEN...

Buraya bir bakın derim :)

Ne geçen zamana hükmüm geçer, ne de hayatın vurdumduymazlığına
Zaten benim sorunum kendimle, ne zamanla ne de hayatla


AKLIMDASIN....


Hayat kısa.. Ömür geçiyor..Geride bi'şeyler bırakmalı insan, güzel şeyler...
Mesela birilerinin  aklında, anılarında, hafızasında  hoş bir tat ...
Bazen gülümseten, bazen burkan ...
Ama mutlaka içi ısıtan..
Güzel şeyler bırakmalı....


7.11.2014

.......

Kıyıya köşeye umut dolu cümleler atmak lazım..Yastık altına mesela...Olur ya, bir gün dara düşersek, içimize çekmek için..

5.11.2014

UNUTURSAM SAKIN HATIRLATMA...

Bundan bir kaç yıl önce, yorumlarda çok etkileyici  ve ürkütücü olduğu  söylenen korku filmini  biz gülerek izlemiştik.  Gündüzdü, kalabalıktık ve her şeye  güldüğümüz için, korku filmi bize komedi gibi gelmişti.
Dün  tavsiye üzerine  sinemaya gittik arkadaşımla. Bir kez daha anladım ki, filmin içine girebilmek için, ortam çok önemli. Gündüz, hatta öğlen  olmasına rağmen  salon neredeyse doluydu. Acaba dedim emeklilere bugün bedava mı ? Salonun neredeyse tamamı  60 yaş üstü kadın ve erkeklerle dolmuş. Tepkileri çok doğal . Olmadık şeylere gülüp, konuşuyorlar. Hatta bir ara çalan telefonu  açıp, gayet normal sesle konuştu biri. Hiç kimse de  sus demedi. Benim gözüm perdede, kulağım onlarda... Aslında gayet  duygusal olan "Unutursam Fısılda" filmi gereken etkiyi veremedi bana..
Konu çok güzel.İlk fırsatta, bir kez daha izlemek istediğim bir film.
Size de tavsiye ederim..


31.10.2014

YÜREĞİM YANGIN YERİ....

İnsanlık öldüğü için....
İnsanlar ölüyor...
Her cansız bedenle, vicdanımızdan bir parça daha, toprak altına gömülüyor..
Sonu gelmiyor  acıların
Ateşi söndüren su,  yürekleri ateşe veriyor...
Çaresizlik  canları alırken bir bir,
Geride kalanların boynu bükülüyor...
..........


24.10.2014

..........

yalan olduğunu bile bile, bir söze tutunursun bazen..
canını yakacağını bile bile , dikenleri elini kanatsa da tutunursun bir dala..
ayakta durmak için
yıkılmamak için
dağılmamak için....
ama öyle bir an gelir ki
her neyse seni hayata bağlayan
kayıverir ellerinin arasından...
şimdi
ellerimin arasından kaydı her şey
dizlerimin bağı çözüldü...
düşüyorum
..............


......



Anladım sonu yok yalnızlığın....
Her gün biraz daha çoğalacak....


20.10.2014

YALAN, HEPSİ YALAN....



Yok azizim, hiç kimse dürüstlükten, samimiyetten bahsetmesin...
Değil mi ki, önce kendimizi aldatıyoruz,
En çok kendimize yabancı kalıyoruz,
Gerek yok ilişkilerin muhasebesini tutmanın....
Savuralım , eteğimizdeki griye bulanmış hayalleri, havaya, suya, taşa, toprağa...
Yorgun ruhlar uyanmıyor sabaha...
Uyanamıyor....
......
Ne demiş Şair " hadi dur o sarı odalarda durabilirsen...."
Peh !!!
Ne büyük meydan okumadır Ya Rabbim...
Giden gittiği yere sığabiliyor mu ki, kalanın derdine düşelim...
Şimdi karanlıkta kaybolma vaktidir..
Elbet kaybolanın kendini bulduğu da vakidir...
Boş sokaklarda sevda yüklü yürekle dolaşırken....
Sevda mı ? Ah azizim, dile pelesenk olmuş kelimelerden vazgeçemediniz ki...
Yüreğin varlığı aşikardır da, sevdanın izine rastlayan olmamıştır..
Rivayettir,
Hikayedir,
Benden duymuş olmayınız, umuttur...
Tutunamayanların, tutunmayı beceremeyenlerin,
Tutunacak dal bulamayanların elinde kalan tek şeydir bu yalan...
Yok azizim,
Sabah bakınız aynaya,
Gülümseyen bir yüzle,
Ve işte yakaladığınız o ifadeyi bozmadan çıkınız insan içine...
Mutlu sansınlar, iyi sansınlar...
Rica ederim azizim, nesi kandırmacadır ki bunun?..
Görmediniz mi siz hiç etrafınızdakileri
Onlar farklı mı ?
Tek dertleri
"Atıp tutayım da insan sansınlar !!! "...



......

Aşkın masumiyeti bulaştı ya ellerine....
Sen artık iflah olmazsın.....


Hüzün & Umut

http://tuateneye.blogspot.com.tr
Yeni, tazecik bir blog.. Göz gezdirin derim :))


MİM...MİM...MİM...

Henüz kışa girmedik ama, ben çoktan ikinci gribimle hemhal oldum..Böylelikle koca bir pazar günü uyur uyanık vaziyette geçti..Tamam bağışıklık sistemim zayıflamış olabilir ama havaların hiç mi suçu yok.  Akşam klimayı sıcağa, öğlen soğuğa çevirir oldum. O kadar dengesiz havalar..
Dikkat ettiyseniz uzun zamandır nerelerdeydim, neler yaptım, neden yazmadım..... o konulara girmiyoruz :)
Dönüşü mimle yapmak benim için keyifli olacak. İlk kez mimlendiğime bu kadar sevindim. Şahin Shirin Erdem'e teşekkür ediyor ve hemen mime geçiyorum...

1- Çok kitaptan oluşan seriler mi ya da tek kitaplar mı ?
Ya hu bir kitabı bitirdik de serisi mi kusur kaldı ?  Ben kitap okuyamıyorum diye  her fırsatta yakınıyorum. Bitirmem ama başlarım.Başlamak bitirmenin yarısıdır derler ama,  ben hep yarıda kalıyorum nedense...

2- Sadece kadın yazarları mı yoksa erkek yazarları mı okumak ? 
Kadın ya da erkek yazar ayrımı yapmadığım gibi, yapana da şahit olmadım hiç.

3- Kitapçıya gidip kitap almak mı, internet üzerinden  kitap alamak mı ? 
Zaten  rastgele pek kitap almam. Ya tavsiye edilmiştir, ya da bir yerde adı geçmiştir. Bu nedenle  pek farketmiyor benim açımdan kitapçı ya da net... Ama  çoğunlukla kitapçıdan alırım..

4- Film olan kitapları mı, dizi olan kitapları mı ?
Benimki sadece bir önyargı olabilir. Önceden  diziye ya da filme aktarılan kitaplarda sanki  orjinale sadık kalınıyordu.  Misal Çalıkuşu. Kitabını okudum, filmini izledim.... Yine okurum, izlerim. Ama son dönem çekilen  Çalıkuşu 'nun kitapla hiç bir alakası yok.
Kitapların filminin ya da dizisinin çekilmesine karşı değilim. Yüzüklerin Efendisi gibi bir filmi izlemekten büyük bir keyif duydum . Kitabını asla okuyamazdım. Okumuş olduğum kitaplardan Oblomov'un filmini izlemeyi isterdim. Nette çok araştırdım, yıllar evvel çekilmiş, lakin Türkçe çevirisi ya da alt yazısı yok :(

5-Günde 5 sayfa okumak mı, yoksa haftada 5 kitap mı ? 
Hımmm. Günde 5 sayfa olmaz. Benim gibi hiç okuma daha iyi:) İnsan konudan  kopar.
Fazla okumanın marifet olduğunu düşünmüyorum. İnsan aldığı bilgiyi evirip çevirmeli, hazmetmeli.  Hiç durmadan okumak bilgi hamallığıdır bana göre.  Bu nedenle her iki duruma da sıcak bakmıyorum :)

6- Profesyonel bir yazar olmak ya da profesyonel bir yorumcu olmak ?
Daha geçen gün, bir arkadaşıma dedim. Hayatımda bir şeyi profesyonel olarak yapmak isterdim diye. Resim çizmek,  müzikle uğraşmak, iyi yazmak.... Çok isterdim güzel yazabilmeyi. Bunun biraz da yetenekle ilgisi var bence. Ne kadar uğraşsan da olmadı mı olmuyor...

7- En sevdiğiniz 20 kitabı okumak mı yoksa her gün daha önce okumadığınız yeni bir kitabı okumak mı ?
Yirmi tane olmasa da tekrar tekrar okuyacağım kitaplar var. Oruç Aruoba'nın kitaplarını mutad aralıklarla okuyabilirim. Çünkü her okuyuşumda   ilk defa okuyormuşcasına keyif alıyorum, farklı anlamlar çıkartıyorum ve biraz daha iyi anladığımı düşünüyorum..

8- Kütüphanede çalışmak mı kitap satıcısı olmak mı ? 
Satıcı olmak daha keyifli olurdu. Konuşmak, tartışmak, fikir alıp vermek... Bahçe bakımıyla ilgili kitap almaya gelene nakış- örgü kitabı satıp göndermek.. Evet ya, düşüncesi bile güzel :)

9- Favori türünüzden kitaplar  okumak mı yoksa favori türünüz hariç diğer türden kitaplar okumak mı ?
Asla polisiye kitap okumam diyeceğim  ama dilim varmıyor. Şöyle diyeyim, gerçekten güzel olduğuna kanaat getirirsem, tarzım dışında da kitap okurum.Mesela futbolla ilgili bir kitabın mizahi bir dili varsa okurum, yoksa okumam..

10- Sadece fiziksel kitap kopyalarını okumak mı yoksa sadece e-kitap okumak mı? 
Kitaba dokunmalıyım, yola çıkarken yanıma almalıyım, ara sıra kaybedip nerede bu kitap diye aramalıyım. Arasında çiçek kurutmalıyım, Ama şu  döküman parası alıp da düküman vermeyen, ders notlarını netten yayınlayan üniversite sayesinde  e- kitap okuyacak kıvama geldiğimi düşünüyorum. İkisi de  bana uyar kısacası..

Evettt, sonuna geldik. Kimseyi mimlemiyor, dileyen yapabilir diyorum...


7.09.2014

........

En yakınındaki ya da en yanındaki anlamıyorsa seni
Anlatamıyorsan derdini.... Susmanın vakti gelmiş demektir. 
Belki en çok kendi kendinle konuşmanın...
O halde. biraz kabuğumuza çekilelim...
Kimbilir belki bir gün yeniden   döneriz...
Kalın sağlıcakla.....



25.08.2014

ÖRSELENMİŞ RUHLAR, KAYIP HAYATLAR....

Hayatımın en kötü günüydü diyemem tabi .. Ama kötü bir gündü işte..Metrodan indim, biraz yürüdüm. Etrafıma baktığımda bir an neredeyim, ne tarafa gideceğim bilemedim. Hemen arkadaşImı arayıp "kayboldum ben " dedim. Sesim ağlamaklı olunca teleşlandı, " gelip alayım seni, yakınında ne var " dedi.. Meğer evinden 10 mt. uzaklıktaymışım.  Ve ağlamaya başladım. Hatay caddesinde, kalabalığın ortasında... Tutamadım kendimi....
Herşey, sabaha karşı izlediğim bir video ile başladı. Zaten sonrasında da uyuyamadım. İçim ezildi. Lafın gelişi değil, cidden  ezildi.. Belki çoğunuzun izlediği, ya da izleyemeyip, yarıda bıraktığı bir video.Yurt dışında yetimhane müdürünün zavallı çocukları elindeki sopayla nasıl acımasızca dövdüğünü, kolundan tutup yere savurduğunu gösteren  video...
O çocukların sonraki hayatını düşündüm ister istemez..
Korkak, pısırık bir yetişkin mi olacaklardı acaba ? Belki hiç bir işte dikiş tutturamayacaklar, hiç bir ilişkiyi doğru dürüst yaşayamayacaklardı.  Özgüvenleri olmayacaktı bir kere. Sonra kendilerini hiç bir yere ait hissetmeyeceklerdi. Hep bir aidiyet eksikliği yaşayacaklardı. Sorumsuz olmakla suçlanacaklardı belki de.. " sen adam olmazsın" diye haykıracaktı insanlar suratlarına... Biri çıkıp, " bırak bu ergen tavırlarını" diyecekti. Ruhunun hiç büyümediğinin farkında olmayacaktı. Ya da şiddet gördüğü  anda her şeyin durduğunu.. Zamanın aktığını, ama O'nun zamanla yollarını ayırıp, o ana takılı kaldığını bilemeyecekti.
Hep kahkaha attığını görenler mutlu zannedeceklerdi, ruhunun çığlıklarını bastırmak için güldüğünü anlayamayacaklardı.
O çocuklar bir daha asla kimseye güvenmeyeceklerdi. Belki de onun için, kendi dünyalarında, kendi içlerine dönük yaşamalarının sebebini de bilmeyecekler, çift kişilikli olmakla suçlanacaklardı.Dengeyi asla tutturamayacaklardı çünkü. Tam kendilerini bırakmak üzereyken , akıllarına gelen o travma  nedeniyle kendilerini geri çekmeleri dengesizlik olarak addedilecekti.
Sevgi arsızı olacaklardı. Hiç bir sevgi yeterli gelmeyecek, hep daha fazlasını isteyeceklerdi.Çünkü zamanında alamadıkları anne- baba sevgisinin ruhlarında açtığı o kocaman gedik, dolmak ve doymak bilmeyecekti, kapanmayacaktı. Belki bu nedenle çok kıskanç olacaklar, sevdiklerini kimseyle paylaşmak istemeyeceklerdi.
Muhtemelen onursuz olacaklardı. Hayata tutunmak adına sarıldıkları her neyse, kaybetmemek için  ellerinden geleni yapacaklardı.
Çocukluklarında travma yaşamış bu küçücük ruhlar, bu örselenmiş hayatlar.....Anlaşılamıyacaklardı...
Belki de tam tersine, güzel bir meslekleri, iyi hayatları olacak, sevilip sevilecekler.. Bilemiyorum. Psikolog, pedagog, psikiyatrist değilim elbette. Aslında etrafımda gördüğüm arazlı insanlara bakarak yazdım bunları. Belki onların geçmişlerinde de böyle travmalar vardır. Ve belki o müdürün de... Mutlaka tedavi görmesi gerekir... (!)
Bildiğim tek gerçek şu... Geçmişini bilmediğim insanı yargılayamam, suçlayamam..



22.08.2014

Yalnızlık,
Okyanusun ortasındaki küçücük bir ada..
Ne zaman  kurtulmak için kulaç atsan,  kendini kıyıya zor atıyorsun... O dalgalarla baş edemiyorsun, güç yetiremiyorsun...
Artık kabullen..
Sen o adaya mahkumsun..
Hala yorulmadın mı ?
                                                 G' na....


16.08.2014

NEYİEKSİKBİLEMEDİĞİMBİRYEMEKGİBİYİM, TATSIZTUZSUZ....

Dün sabah ani bir kararla başladığım üç günlük detoks programı, bu sabah itibariyle sona ermiştir. Hayır neyime güvenip böyle kararlar alıyorum ki ben. Neyi bitirdiğim görülmüş şu zaman kadar. Hangi konuda neticeye ulaşmışım,  başladığım hangi işi sonlandırmışım ?
Sabah kendi elceğizlerimle yaptığım kayısı marmeladını , tam buğday ekmeğin üzerine özenle sürerken düşündüm. Işık hızıyla hem de, hani uzun uzun düşünmeye kalksam yarım kalacağından eminim. Ben tek bir şeyi sonlandırmayı başaracağım. O da elimde olmadığı için...
Hayatımı !!! ...
Öleceğim ve bu hayat bitmiş  olacak...
Yarım bırakmadığım tek şey olacak...
Ömrü hayatımda  mümkün olmayan şey gerçekleşecek...
Kendimle gurur duyacağım, ölü olarak buna imkan varsa tabi...
İşte o zaman bu gurur dalgasının dayanılmaz hafifliğinden kurtulur kurtulmaz, soluğu cennetin kapısında alacağım..
Ben içeri girebilir miyim bilmem...
Ama her gireni alnından öpeceğim...
Demek siz kimseyi kırmadınız , incitmediniz...
Kimseyi yarı yolda bırakmadınız öyle mi ?
Haksızlık etmediniz, hak yemediniz ha ?
Üstelik nerde haksızlık görseniz itiraz ettiniz, güçlüden değil, mazlumdan yana mı  oldunuz?
Alay etmediniz, küçümsemediniz, aşağılamadınız, görünüşe aldanmadınız, ön yargıları, kalıp yargıları,  daha ne karın ağrısı  gölge varsa, insanı insan olarak değerlendirmeye engel olan, cazibesine kapılmadınız öyle mi ? Böyle tuzaklara düşmediniz hiç ?
Hep el uzattınız, almak yerine vermeyi tercih ettiniz öyle mi ?
Bir lokma ekmeği paylaştınız, derde derman oldunuz ?
Yiğidi öldür hakkını yeme  diyenlerden miydiniz ?
Düşmanınızın düşmanını dost gözüyle bakmadınız ...
Kendi rahatınızdan önce başkalarının iyiliğini mi düşündünüz ? Ve insanlığa hep hayrınız mı dokundu ?
....
....
....
Kuzum sizinle dünyada niye karşılaşmadık ki biz ?
Sahi siz hangi gezegendeydiniz ?




.......

Bazı insanlar bataklık gibidir, sen kurtulmak istedikçe kendine çeken.....


14.08.2014

CENAZEMİZ VAR, HAYATA KAPALIYIZ....


Cenaze töreni düzenlesem diyorum,
Kefen giydirip uzatsam musalla taşına,
Çağırsam sizleri, şahit tutsam...
"Nasıl bilirdiniz" diye sorsam..
"Keşke hiç bilmeseydik" deseniz..
Ve üzerini  birer kürek toprakla örtseniz..
Bütün hüzünlerimi gömebilir misiniz ?


3.08.2014

KADIN UNUTMAZ, UNUTAMAZ....

Öncelikle şu konuda anlaşalım...
Acıyla beslenenler hariç, eski defterleri karışıp, orada bulduğu olumsuz  her tür duygu ve durumdan hoşnut olan kadın  yoktur.. Kesinlikle iddia ediyorum yoktur. Şimdi sen diyeceksin ki,  peki o zaman  benim koltuk altına fırlattığım  çorap yüzünden çıkan tartışmada, 5 sene önce  ,  aynı anda gülümsememizin  2 . yılını unutmuş olmam neden  önüme geldi ?
Tamam kabul absürt bir örnek oldu, neyse, konumuz bu değil zaten...
Gelir efendim gelir... Madem  tartışma çorap yüzünden çıktı, arkası çorap söküğü gibi gelir.
Her ne  kadar olay  çoktan kapanmış olsa da bu size göredir. Kadın kapatmaz.  İstese de kapatamaz. Kırılmıştır, incinmiştir, üzülmüştür, kendini değersiz hissetmiştir........miştir, miştir...
Ama  telafi edilmemiştir.
Her ne ise sorun, çözülmeden sümen altı edilmiştir.
Adam gibi özür dilenmemiş, gönül alınmamıştır...
İşte bu nedenle,  konu, bağışıklık sisteminin çökmesini bekleyen virüs gibi, pusuya yatmıştır...Hiç ummadığınız bir anda karşınıza çıkıverir de sizi alt eder...Ondan sonra öylece kala kalırsınız, nereden çıktı bu, konuyla ne alakası var diye...
Kadın için her tartışma kartopu gibidir... Tarihin derinliklerinde olduğunu zannettiğiniz ne kadar sorun varsa, toplar gelir, çığ gibi büyür...
Siz siz olun, kadına karşı hata yapmayın...
Hadi yaptınız diyelim, gönül almayı, kendinizi affettirmeyi de bilin..
Aksi halde söylenir durursunuz, bu kadında fil hafızası var, hiçbir şeyi unutmuyor diye...
Benden söylemesi...



20.07.2014

........

Beni kırıp dökmenden daha kötüsü ne biliyor musun ?
Kalp kırıklıklarımla baş başa bırakıp gitmen ....


18.07.2014

.....

Elimden bir şey gelmiyor ki.... Kuru bir üzüntü.  İçimi yakan ateş..Yüreğime oturan acı...
Korkuyu gözlerinde misafir eden minicik kalpler...
Kendinden önce  yavrularını düşünen kadınlar...
Bu zulmü reva gören  insanlıktan nasibini almamış mahluklar...
Sessiz sedasız izleyen , izlemekle zulme ortak olanlar...
Kendi çıkarları ve şahsi husumetleri nedeniyle, yüklenmeleri gereken  rolün farkında olmayanlar...
Ve ben...
Elimden bir şey gelmiyor ki..
Ya Kahhar diyebiliyorum sadece...
Allahım zalimleri ıslah et, ıslah olmayanları kahret....
Bu tarih daha ne kadar dayanabilir bunca zulme...


14.07.2014

.......

Dinleri, düşünce sistemlerini, ideolojileri inceleyin. Büyük bir kısmının temel amacı, toplumun huzurunu, bireyin mutluluğunu sağlamaktır. Ama zamanla  yetersiz kalırlar, olumsuz netice verirler. Yerine yenisi gelir ya da  aranır.
Sebebi ise teoride mükemmel olmalarına karşılık, tabi olanların uygulamada sergiledikleri aksaklıklardır. Çoğu zaman bu ayrıntıyı gözden kaçırıyoruz...

12.07.2014

TAM OLUYORDU, BENİ Bİ GÜLME TUTTU...


Aslında nirvanaya ulaşmıştım ben.. Yani en azından öyle olduğunu düşünüyordum. Kısa bir an hissettim diyelim..
Aman efendim bir pozitiflik vardı, bir enerji vardı ki değmeyin keyfime. Kim ne derse desin üzülmüyor, kırılmıyor, incinmiyordum. Tokat vurana öteki yanağımı çeviresim vardı, aman  sağa vurdun da solun ne eksiğini gördün, onun da canı var der gibiydim.. İstediğim gibi olmasın varsın her şey, böylesi de pek fena durmadı , içinden güzel olanı alayım  misali...
Bir söz okumuştum da çok mantıklı gelmişti. Mealen " geçmişiniz dikiz aynanızdır, ara sıra bakın ama takılı kalmayın, zira önünüzü göremezsiniz " gibi bir cümle... Ben bir gaza geldim ki sormayın.. Geçmiş dediğin olmuş bitmiş, önündeki maçlara bak telve dedim kendi kendime...Yedek oyuncuları soktum maça, denenmemiş taktikler verdim her birine..Tam maçı alıyordum ki, hakeme para mı yediren olmuş ne..İş penaltılara kaldı..Önce tek dersten kaldığım bütünleme  sınavının sonucu yüz kızartıcı geldi.. İtiraz ettim. Ofsayt var, attığınız gol kabul edilebilemez dedim. O ne berbat bi kelime diyenler olsa da, laf kalabalığına gerek yok diye hışımla bir itiraz daha ...Gözleri korktu tabi,  geçtim dersten.. 15 oldu mu sana 75... Kalsam zaten küsüp okulu bırakacaktım...
Konuyu nasıl da dağıtmışım.. Blogtan uzak kalmak  tam anlamıyla benim seçimim değildi aslında. Yine orda burda çok gezdim.. Bazen fikri olarak başka yerlerdeydim, bazen fiziki. Evime döndüm nihayet dün akşam.. Bu sürede ne yaptın diye sormayın, ben de bilmiyorum işte.. Sorun da o.. Ortaya çıkan bişey yok,  hiç bir şey yapmadım ama boş da durmadım...
Bu sürede şunu öğrendim. Nirvana dediğim serapmış aslında. Kendimde arazlar çokmuş düzeltilmesi gereken... Ben de yanlış yapmışım insanlara, ben de kırmışım, ihmal etmişim. Kendimi çok kandırmışım. İyi bir kriz masası oluşturamamışım.
Kendimi çok da yerlere vurmayayım, Pe Hito kızmasın :)
Sanırım takip ettiklerimi tek tek ele alıp okumam , yüreğimi, beynimi... doldurmam lazım..  İhmal ettiğim, ötelediğim ne varsa bitirip, nirvanaya doğru tekrar yola çıkmam lazım :))

Not: Elbette bu dediklerim şahsi planda olanlar..Ülkemin, dünyanın, Ortadoğunun hali içler acısı...gelecek beni çok korkutuyor..İnsanlığın çığrından çıkmış bu hali, nasıl bir felakete gebe bilmiyorum. Endişeyle bekliyorum :(


23.06.2014

....VE PERDEEE....




Aslında çok geç kalmış bir mim. 
Sevgili Pe Hito 30 yaşına gelirken , geldiğimizde. neler hissettiğimizi yazmamızı istemiş. Bu çok zorladı beni itiraf etmeliyim.
Sonra dedim ki kendi kendime. Boşver 30 u.. Hatta 40 ı ... En güzel yaşlar kadın için de erkek için de 45-55 arası..
Herşeyden önemlisi; olan olmuş artık. Hedef tutturulmuş ya da teğet geçilmiş hatta paslanmış. Artık iş  elde ne varsa, kaldıysa, onunla yetinmeye kalmış. Evlenilmiş, boşanılmış ya da bekar kalınmış. Çocuk olmuş. Olmamış ya da büyüyüp yuvadan uçmuş. Neyi değiştirebiliriz ki ?
Yaş ilerledikçe  en azından kendimde şunu farkettim. Abesle iştigalmiş , hayatı ya da insanları çözmeye çalışmak.... Sadece yaşamak lazımmış.  Bir oyuncu gibi tıpkı.. Olay değişti, sahne değişti, rol arkadaşlarım değişti deyip yeniliğe açmak ruhu ve duyguları...  Yeni sahneyi en güzel şekilde oynamak lazımmış...
Kimler için ne acılar çekilmiş, ne hayaller kurulmuş... Şu an hiçbirinin esamesi okunmuyorsa, geride kalan sadece "ben" sem eğer, en azından bundan sonra hiç birşey ve hiç kimse için vakit kaybına tahammül olmamalı.. Benim bunca yaşanmışlığın ardından anladığım tek şey bu... Başkaları için elbette yapacaklarım var daha, sorumluluklarım var. Ama hiç kimse benden önce ve benden öte değil..




5.06.2014

......



Elini tutmasa da, gözlerine bakmasa da, yanında olmasa da, biri olmalı "canım" dediğin... candan öte bildiğin.... biri olmalı hayatında , gelmiş gitmiş de olsa, uzak da dursa, sevmiştim, sevilmiştim dediğin... ister arkadaş, iste dost, ister eş... ama biri olmalı, hep seni düşündüğünü bildiğin....


3.06.2014

SİZ HİÇ ....?

İlginç bulduğum bir mim.. Kaptan'ın Zehir Defteri aslında epeyce önce mimlemişti beni ama, sınavlar araya girince  geciktirdim. Bir kaç blogda daha görüp beğenmiştim. Sanırım kulaktan kulağa gibi, bu mim de  biraz deforme olmuş . Ben aslına uygun olarak yapmayı tercih ettim. Umarım hoş görürsünüz Kaptan :))
Mim " siz hiç " diye başlıyor, gerisini getiriyorsunuz. Diğerlerinden farklı olarak, cevap vermiyor, soru soruyorsunuz... Her telden, hayal gücünüze kalmış...
* Siz hiç  pişman olacağınızı bile bile  defalarca aynı hatayı yaptınız mı ?
* Siz hiç  tüm ömrünüz boyunca varlığından bir an olsun şüphe etmediğiniz  halde, zamanla "acaba gerçekten var mı? " diye sorguladınız mı ?
* Siz hiç yeni doğmuş bir kuzuyu kucağınıza aldınız mı ?
* Siz hiç  gerçekten uğur getireceğine inanarak , uğur böceğinin peşinden koştunuz mu ?
* Siz hiç  yaşınıza bakmadan lunaparka gidip eğlendiniz mi ?
* Siz hiç kışın  kar üzerine pekmez döküp yediniz mi ?
* Siz hiç kan verdiniz mi ?
* Siz hiç durduk yerde " seni seviyorum " dediniz mi ?
* Siz hiç  ölümden döndünüz mü ?
* Siz hiç aleyhinize olan bir durumun  ( başkasını sevindirecek diye )  olmasını istediniz mi ?
* Siz hiç kalabalık bir ortamda, sizinle ilgisi olmasa bile,  haksızlığa müdahale ettiniz mi ?
* Siz hiç radyoda  çalan bir şarkıyı,   telefonda sevdiğinize dinlettiniz mi ?
* Siz hiç berbat bir yemeği, sırf yapan üzülmesin diye, ayıla bayıla yediniz mi ?
* Siz hiç bir  ağaca yaslanıp, kuş cıvıltıları arasında uyudunuz mu ?
* Siz hiç hesabı ödediğinizde fazla gelen para üstünü geri iade ettiniz mi ?
* Siz hiç beğendiğiniz bir gazete küpürünü kesip, sakladınız mı ?
* Siz hiç kendinize uzaktan / karşıdan baktınız mı ?
* Siz hiç yokuş aşağı deli gibi koştunuz mu ?
* Siz hiç bir uçurumun kenarına gelip, aşağıyı seyrettiniz mi ? 

Şimdilik benden bu kadar... Kaptan'a teşekkürler..
Kimler mimlendi bilmiyorum.. Ama siz benim normalde pek kimseyi mimlemediğimi biliyorsunuzdur .Bu kez  ( mimin farklı olması nedeniyle de )  cevaplarını merak ettiklerimi mimlemek istiyorum.
Pe Hito, Yolcu , , Ali ( Bana Dair ),   N.Narda, Furkan Yetek, Ufuk Parlak...  mimlendiniz :)




31.05.2014

Bilmediğin denizin dalgasına atlamayacaksın...
Seni nereye sürükleyeceği belli olmaz..
Hoş bir seyir olsun derken,,
Boğuluverirsin, mazallah...


30.05.2014

DON KİŞOT / LAR ARANIYOR


Benim hayatımda ben  , bir de   3.  şahıslar var.. Tabi ara kesitte ailem, sevdiklerim, arkadaşlarım, değer verdiklerim, ilişki içinde olduklarım... vs.
3. şahıslara aynı mesafede dururum genelde. Saygı çerçevesinde. Sokakta karşılaştığım bir temizlik işçisi, postacı,  resmi dairedeki memur, kasiyer,  acildeki doktor..... Siz diye hitap ederim. Birinin diğerinden farkı yoktur gözümde.. Neticede hepsi "insan"dır.
Bu aralar nedense, "insan " olduğumuzu unutmaya yüz tutmuşuz  gibi hissediyorum. Ara kesiti kaldırmışız da, ben ve diğerleri demeye başlamışız  sanki. Ne kardeşin, ne ana babanın, ne eşin dostun  önemi yok. Ben iyi olayım, ben mutlu olayım, kazanan ben olayım..... diğerlerinden bana ne.. Yeter ki  keyfim yerinde olsun, başkası kırılmış dökülmüş umurumda mı ?
İşte bunun için daha çok yalnızlaşıyoruz.  İnsanları kolay harcadığımız için. Duygusuzlaşıyoruz zamanla. Acıyı hissetmez,  acıttığımızı bilmez oluyoruz. Öyle hızla dönüyor ki dünya,  ne kendimizi sorguluyoruz, ne durup düşünüyoruz.
Yitiriyoruz insan olmanın erdemlerini. Vefa, paylaşma, yardımlaşma, hoşgörü, sevgi, saygı, diğergamlık.... tek tek gidiyor ellerimizden, parmaklarımızın arasından kayıyor, farketmiyoruz... Üzülmüyoruz, özlemiyoruz, kaybetmemek için  uğraşmıyoruz, gidenleri geri döndürmek için  gayret sarfetmiyoruz. Çünkü kaybettiklerimize  bir anlam yüklemiyoruz.. Gidenin yerine başkasını koyabiliyoruz. Yaşanmışlıkları, hatıraları, paylaşılanları, beraber gülüp , beraber ağlamaları siliyoruz zihnimizden.....
Tüm bunların eksikliği zamanla makinalaştırıyor bizi.İfadesiz bir yüz, hissiz bir ruhla dolaşmaya başlıyoruz ortalıkta. Robot gibi.. Ne zaman taşlaştı bizim kalbimiz.. Ne zaman , nasıl, kim çekip aldı duygularımızı içimizden.. Ne zaman  kolayca gözden çıkarır olduk  hayatımızdakileri...
Ben artık,  üzülme geçer, zaman her şeyin ilacıdır,  hayat kısa yaşamana bak ..... laflarını söylemediğim gibi, duymak da istemiyorum...
Ben acaba kalbini kırdım mı, onu üzdüm mü, çok mu ileri gittim diye düşünmek istiyorum..
Ben , söylediğim bir sözden, yaptığım bir davranıştan dolayı pişmanlık yaşamak istiyorum...
Ben başkalarının yaşadığı acıyı, yokluğu, yoksunluğu  hissedip, uykularım kaçsın istiyorum...
Ben  darda kalana yardım edememekten, derde derman olamamaktan dolayı  içim acısın istiyorum..
Ben hayatımda yeri olan insanların, gittiklerindeki  boşluğu görmemek için,  mücadele etmek istiyorum..
Ben insanlığımı  kaybetmemek adına gerekirse  acı çekmek istiyorum..
Ben hıçkıra hıçkıra ağlamak, yüreğimi yumuşatmak, duygularımı canlandırmak istiyorum...
Ben duygusuzluğa karşı tek başıma zafer kazanamasam da , Don Kişot gibi  ortaya atılmak  ve savaşmak istiyorum...

         

                                             Ben  "insan " olarak kalmak istiyorum....



26.05.2014

EHVEN-İ ŞER BU OLSA GEREK...

 

Daha önceki  şu ( http://kahvetelvesi-kahvemolasi.blogspot.com.tr/2014/01/bir-insani-sesinden-taniyabilir.html )  yazımda F.den bahsetmiştim.. Ölen eşinin ailesinin yanına gittiğinden...F ile bugün yine konuştuk...
"Ben evlendim " dedi. Şaşırdım.. Doğuda  dul bir kadın, eşinin ailesinin yanına gidecek ve orada evlenecek. Aklım almadı,, normal bir evlilik düşündüm ,  aklım almadı...
"Çocuğumu alacaklardı eğer kabul etmeseydim " dedi.  Eşini kaybettikten sonra çocuğuna sarılmış , O'nunla avunmuş. Sırf avuntu olduğu için değil elbette, bir anne evladından kolay kolay ayrılamazdı. Kiminle evlediğini sorduğumda, "Kaynımla " dedi !!!
Ne diyeceğimi bilemedim. Çocuğundan ayrılmamak için zorla evlendirilmişti. Resmi nikahı yoktu. Kimse seni böyle bir evliliğe zorlayamaz diyemedim. Hak var hukuk var diyemedim.  Bal gibi de zorlarlardı. Çünkü O'nu koruyacak  ne kanun vardı ne nizam.. Üstelik karşısında kafa tutması gereken 3-5 kişi değil, yüzyıllardır süren bir töre vardı.  İçim ezildi , ne diyeceğimi bilemedim..
Seviyor musun  sorusu saçma olacaktı, canı cehenmeydi, aşkın da sevginin de o an.. 
Sonra anladım ki, çekinerek konuşmasının sebebi, benim tepki göstermemden korkmasıymış. "Kötü mü yapmışım " diye sordu.. 
Ah be kızım, daha 25 yaşındasın, kalkıp vefat eden eşinin kardeşiyle nasıl evlenirsin, üstelik çocuğunu kaybetmemek için demedim..
Madem evlendin, niye imam nikahına razı oldun, sonra kime karşı ne gibi bir hak iddia edeceksin demedim ...
Velayeti zaten mahkeme sana verirdi, demedim...
Sen aklı başında, öğretmen bir babanın kızısın, bu törelere bir yerde dur demenin zamanı gelmedi mi demedim..
Böyle bir  zorlamaya boyun eğeceğine, baba evine dönseydin demedim...
Madem ki, eşinin babası aynı zamanda amcan, sana nasıl böyle bir dayatmada bulunurlar demedim...
"Bunu sen bileceksin " dedim sadece. "Sana karşı iyi mi ? Rahatın, huzurun var mı " diyebildim ...
"Çok iyi davranıyor, bir dediğimi iki etmiyor, ölen eşimden daha iyi " dedi.  Ve ekledi " Hiç pişman değilim.." 
Madem öyle baştan söylesene. Ne diye beni üzüyorsun...Pişman değilsen, huzurluysan, seni eleştirmek haddime mi ? Şartlarını senden iyi kim bilebilir ki? Seni nasıl yargılar, ayıplarım ben ? Nasıl olur da karşıdan ahkam keserim..
Sadece eğer  pişmansan ve zor durumdaysan, senin adına üzülürüm o kadar...Sana akıl bile veremem, yol gösteremem. Biliyorum ki, baş kaldırdığında başını keserler de, kimsenin gıkı çıkmaz...Ne ailen koruyabilir, ne devlet.. Hesabını soran  bile olmaz..
İçim rahatladı. Zaten konuşması  daha akıcı, sesi daha canlıydı eskiye göre.. Gerçekten mutlu olduğu anlaşılıyordu..
"Mutlaka resmi nikah yaptır en kısa zamanda " dedim, sebeplerini açıkladım  uzun uzun...
Daha 25 yaşında...
Oğlu 6 yaşında...
Tüm olumsuzluklara rağmen , bir insanın hayatta olduğuna şükretmek..!!!
Gönül isterdi ki,   mecburiyetten değil, sevgiden evlensin...

23.05.2014

BEN HEP SENDEYİM / SENİNLEYİM.......



Sen istediğin sürece yanındayım..
İstemediğinde, benden kaçana kadar yanındayım..
Benden kaçtığında seni yakaladığım sürece yanındayım....
Yakalayamadığımda, sonsuza dek seni bekleyecek kadar ruhundayım.....



22.05.2014

20.05.2014

MASUMİYET...


Yenilmeye doymuyorum ben..
En çok öfkeme yeniliyorum..
Sabırsızlığıma,
Saflığıma,
Samimiyetime,
Umarsızlığıma,
Merakıma,
Meramıma,
Masumluğuma...Masumluk?? Yok bu olmadı... Masum değilim.. Masumiyet bence bir insanı  her şeyden ve herkesten önce terk eder.  Pek bi sebebi olmaz aslında.. Çoğu zaman fark edilmez de. Hiç ummadığın bir zamanda işine yarayacak olur, ihtiyaç duyarsın, ama seni çoktan terkettiğini  anlarsın. ..
İşte bu nedenle benim de yenilmeyeceğim tek şeydir masumiyet..
Diğerlerine gelince...
Elbet onlara da yenilmeyeceğim bir gün gelir...

19.05.2014

anlamak...
anlamaya çalışmak...
anladığını anlatamamak..
anlatılanın anlamsızlığında anlaşılamadığını anlamak...
anlamadığında, anlaşılması gerekenin, anlamsızlığını anlamak...



sonuç: koca bir hiç !!!!!!!


16.05.2014

BU ACI DİNMEZ BELKİ, BAŞKA ACILAR YAŞANMASIN..

Yine sabah oldu..
Yeni bir gün başlıyor. Ve ben oradaki insanların güne nasıl başladığını düşünmek bile istemiyorum..Aynı umut var mı acaba içlerinde? Yoksa her geçen gün omuzlara  iyice çöküyor mudur acı ?
Evlat, eş, kardeş , baba .. kaybetmenin üzüntüsü umutları boğmuş mudur çoktan ?
Birey  olarak üzülüyoruz .Elimizden pek de bir şey gelmiyor. Ama sosyal paylaşımlardan izlediğim kadarıyla  finans kurumlarının , bankaların borçları silmesi, kulüp, dernek ve grupların ( Çarşı gibi ) Soma'daki çocukların eğitimlerini üstlenmeleri sevindirici.. Elbet bunlar acıyı hafifletmez,  ama en azından hayatı kolaylaştırır diye düşünüyorum..
Hadi siyasetçiler, şimdi sıra sizde.. Oturup düşünün,  kendinize yakışanı değil, böyle durumlarda ne yapılması gerekiyorsa onu yapın...


14.05.2014

UYUDUM /UYUYORUM /UYUYORUZ

Dün gece epeyce bir şeyler okuduktan sonra, hem ağrıyan gözlerimden  hem de sabah yola çıkacağımdan dolayı uyumaya karar verdim. Aslında benim için  erken bir vakitti 2.30 da uyumak. Deliksiz bir uyku çekmişim. Sabah 7  civarı uyandım ve  Denizli'ye doğru yola koyuldum...
Yol boyunca radyo dinledim. Soma' daki felaketten haberim vardı elbette. Ama bu kadar büyük boyutlu olduğunu   bilmiyordum. İçim acıdı. Kendimden utandım. Deliksiz  uyumuş olmaktan dolayı vicdan azabı çektim bi an.
Umutla  yakınlarının maden ocağından sağ salim çıkmasını bekleyen, uyumadan, dinlenmeden ocak ağzında dua eden  insanlar geldi aklıma. Onların yaşadıklarını ne kadar anlayabilirim ki? Sonuçta ateş düştüğü yakıyor.
Üzülüyorum, üzülüyoruz. Ama yaşadığımız her felaketten sonra  bir kaç gün galeyana geliyoruz, tepki gösteriyoruz ..Sonra.... Sonra normal hayatımıza dönüyoruz. ta ki, yeni bir felakete kadar... Her kafadan bir ses çıkıyor, eleştiriyoruz. Kalıcı çözümlere yanaşan olmuyor ne yazık ki...
Kaçırılan ya da kaybolan çocuk olaylarında, hayatına kastedilen,  kocaları, aileleri, sevgilileri tarafından öldüren kadın cinayetlerinde de aynı.
Uyuyoruz, uyutuluyoruz....

Hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, ailelerine sabırlar diliyorum..Henüz  dışarı çıkarılmamış işçilerin de sağ salim  kurtulmalarını umut ediyorum...


12.05.2014

......

Bu hayatın çekilmez yanları var... İnsanı boğan, çaresiz bırakan, bunaltan, yoran yanları..Eh eli mahkum çekiyoruz işte, başka çare yok, kaçacak, saklanacak yer yok.. Her şeye eyvallah da,  en kötüsü ne biliyor musunuz ?
Biliyorsunuzdur muhtemelen de, benimkiyle örtüşmüyor olabilir. Ne de  olsa  tecrübeler farklı..
İşte tecrübe,  demek istediğim tam da bu..
En kötüsü tecrübenin alınıp satılan, miras yoluyla devredilen , genlerle  aktarılan bi'şey olmaması..
İlla ki yaşanacak, o sıkıntılar çekilecek, acı  yüreğin tam orta yerini dağlayacak ki,  o tecrübeden pay alınsın.. Bedava yok yani.. Bedeli ağır olacak, inim inim inletecek...Yoksa bu bel nasıl bükülür, saçlar nasıl ağarır değil mi :))


......

Onca tarif boşa yapılmış sevgili...
"Aşk" , benim sana hissettiklerimdir....


...........


Sanırım 9-10 yaşlarındayım..Sabahın ilk saatlerinde gözümü açıyorum. Yer minderindeyim. 
İki kanatlı tek pencerenin aydınlattığı küçük bir oda. Tam karşımda maviye boyanmış kapı. Pencereyle aynı renk. Ve ikisi arasında tel dolap..Dolabın önünde dedem. Yüzünü pencereden gelen aydınlığa dönmüş, önünde rahle. Üzerinde Kur'an-ı Kerim..  Sanırım sesini duymuyorum.. Hafif öne arkaya eğilerek, içinden okuyor. 
Sağ tarafımda ocaklık.. Ve ninem ( anneannem)  ateşi yakmış, ekmek yapıyor sacın üzerinde.. ( O zamanlar ekmekler günlük olarak her sabah yapılırdı ). Ortalığı mis gibi ekmek kokusu sarmış..  Sağ tarafımdaki duvarda asılı küçük bir saat. Üzerindeki tavuk, her saniyede başını yere eğip, yemleniyor...  Tam arkamda duvarın dibinde sedir.... Bir ucunda yorganlar üst üste yığılmış....
Her insanın sığınağı, limanı vardır. Başı dara düştüğünde, sıkıldığında, üzüldüğünde, bunaldığında, önemli bir karar arefesinde.......  saklandığı, düşüncelere daldığı, rahatladığı , çıkar yol bulduğu/ bulmaya çalıştığı bir sığınak... Kendini güvende, rahat, huzurlu, dingin hissettiği bir liman... Bu kişi de olabilir, her hangi bir yer de, hatta bir eylem..... Bazen  bir şiir, bir şarkı....
Galiba benim sığınağım işte bu hatıra.. Son günlerde çok fazla aklıma geliyor.. Aslında sığınmayı gerektirecek bir hal üzere de değilim.  Gayet iyi olduğumu bile söyleyebilirim.. Ama neden aklıma geliyor o sahne çözemedim....


11.05.2014

MADEM KEDİDEN KORKUYORDU.....


Dün hayatımın en özel ve güzel günlerinden biriydi. İlkokul öğretmenim ve 6 arkadaşım, Denizli 'den İzmir'e bana geldiler. Onları evimde ağırlamak, misafir etmek   beni çok mutlu etti.Arkadaşlarımdan biriyle ilk kez karşılaştık. Ama ne sıcak bir kucaklaşmaydı :) Sanki  araya 5-10 gün girmiş gibi, aynı samimiyetle..
Gerçi hafızam ne yazık ki onlarınki kadar iyi değil. Bir çok şeyi hayal meyal hatırlıyorum.. Ama  asla unutamayacağım anılarım da var.. Mesela öğretmenimizin çok disiplinli olması.Bu yaşına rağmen hala  hafızası ve aklı bizden iyi işliyor..
 Biz diğer sınıflardan yarım saat erken gelir, bahçede sıraya dizilirdik.Ev ödevlerimiz zil çalmadan bakılırdı. Korkardık öğretmenimizden. Ama bir o kadar da sever, saygı duyardık. Tembelliğe  müsamahası olmazdı. Azıcık dayak yediğimiz de olurdu tabi :)) Gerçi ben sıra dayağı hariç, hiç dayak yemedim. Pek uslu bir öğrenciydim övünmek gibi olmasın :) Şimdi  çoğumuz okuyup bir meslek sahibi olduysak, O'nun temelimizi iyi atmasındandır. İyi okul arayanları  anlayamam bu nedenle. Önemli olan öğretmenin iyi olmasıdır bana göre. Özel okul, devlet okulu  ayrımı  sosyalleşme açısından, ufkun  geniş olması bakımından  değerlendirilebilir. Neyse, bu çok tartışılacak bir konu , geçelim...
Bir çok arkadaşımla faceten de  görüşüyoruz. Malum, evimizin bireyi, canımız, ciğerimiz bir kedimiz var.  Her halini,  gök görmediğin bir kedisi olmuş kıvamında  paylaşıyorum. Evde de görünce aman pek sevdiler. Ama bizimki ağır abi rolünde. Pek pas vermedi. Yine de sıkıştırıp, kucaklarında  fotoğraf çektiler sırayla. Tabi bu arada öğretmenimiz  kediden korktuğu için, salonda yalnız kaldı bir müddet. 
Ritüel sona erdiğinde  mutfağa geçtim. F. yanıma gelip kulağıma fısıldadı " Kız Telve, madem öğretmenimiz kediden korkuyordu, bizim oğlanların niye aklına gelmedi, sınıfa bir kedi soksalardı da o kadar dayağı yemeseydik " :))

10.05.2014

KUŞKULUYUM / DUYGULUYUM....


Seni sevmeliyim , biliyorum..
Belki de seviyorum, bilmiyorum.
Ve ben bu kuşku arasında  kapana kısılmış gibi çaresizce çırpınıyorum...
Bana göre, bir an, bir yerde bağlar koptu ya da hiç bir zaman olmadı o bağ, bilmiyorum...
Ama sen de ben de , aslında  birbirimize her zaman  muhtacız biliyorum..
Ve ben bu iki duygu arasında  hep kendimi sorguluyorum...


7.05.2014

YOL NEREYE BEN ORAYA......


Bi'şey olsa diyorum bazen... Tam tanımlayamadığım bi'şey...
Kavşak gibi, köşe gibi, dönemeç gibi...
İşte ordan kıvrılıversem, bilmediğim bir yere doğru... Neresi olduğu , nereye gittiği çok da mühim değil... ...
Herşey ve herkes arkamda kalıverse...
Dertler , sıkıntılar, dert verenler , canımı sıkanlar... Üzüntüler ve kederler...
Hepsi  kayboluverse.....


......

"Biliyorsun değil mi ? " dedi.Sessizce " evet " dedim..
Oysa bilmiyordum..
Bilmediğim için de, ağır aksak gidecekti her şey..


.........

Sonunu getiremeyeceğin yola , ne kadar gitsem kârdır diyerek düşme....
Bazen geriye dönüş  mümkün olmaz da, öylece kala kalırsın...


6.05.2014

.........

Kadının özgürlüğü, kadın hakları, kadının kişiliğini kazanması, kadına değer verme, saygı duyma, kadının çalışması, toplumda hakettiği  yeri alması....... söz konusu olduğunda , mangalda kül bırakmayan, atıp tutan  en demokrat erkekler bile, kendi eşleri, sevgilileri, arkadaşları ( kendi kadınları ) söz konusu olduğunda,  her türlü siyasal, ideolojik kimliklerini,  ilkelerini, düşüncelerini.... bir kenara bırakıp,  ilkel erkek benliğine dönebiliyorlar...
( lütfen genellemelerden kaçınalım sayın Telve,  hiç yakışıyor mu size  ...)


RUH VE BEDENİN SENKRONU....

Disiplin-Hüzün Keder Ve

Hiç ummadığı bir anda karşına çıkmış, ışık hüzmesi gibi hayatına dalıvermişti genç adam.. Kelimeleri ustalıkla kullanırken, sanki yer çekiminden kurtulmuş gibi  ruhunun hafiflediğini hissetmişti. Anlattığı hikayelerle bambaşka bir aleme dalmıştı. Bazen, odanın bir köşesine sinip, boy boy yer yatağında sıralanmış 5 kardeşe masal anlatan anacığını dinlemiş, bazen de sofralarına konuk olup, kendisine ikram edilen, yemeğin en güzel yeriyle hem karnını hem ruhunu doyurmuştu...
Başka bir havası vardı, şimdiye kadar hiç kimsede hissetmediği..Çok iyi gözlemciydi genç adam. Anlattığı her sahne,   filmden bir kare gibi canlanıyordu zihninde. Hiç bir ayrıntıyı unutmuyor, yaşadığı her anın hakkını verdiği kolayca anlaşılıyordu..
Ayakları yerden kesilirken, beyninde  şimşek etkisi yaratan soruyla kendine geldi.. Onun neden böyle güzel anıları yoktu? Bir insanın hayatı   alaca karanlık kuşağı gibi geçmiş olamazdı.
Evet eksik olan bir şeyler vardı, zaten her zaman hissettiği, ama bir türlü adını koyamadığı...
Her şeyi  ve herkesi  arkada bırakıp, kendi kabuğuna çekildi..
Sabaha karşı  dünyayla birlikte onun da ruhu aydınlanmaya başlamıştı...
Sorununun ne olduğunu anladı...
Şimdiye kadar defalarca sarfettiği " kendi hayatıma seyirci gibiyim, olaylara müdahale edemiyorum" ya da " kendi hayatıma kirli bir pencerenin ardından bakar gibiyim"  cümlelerinin sebebini de çözdü...
Bedeni ile ruhunun senkronu yoktu !!!
Beden  olayların içinde ve hep ileri giderken, ruhu arkadan, çok arkadan geliyordu.. Çünkü geçmişi kapanmamış hesaplarla doluydu.. Biriyle baş edemeden  bir diğeri  çıkıyordu ortaya.. Artık yetişemiyordu.. Ne geçmişini kapatabiliyor, ne de bu anı yaşayabiliyordu..
Oysa insan " anı" yaşamalıydı. Gününü gün etmek gibi değil !!! O an nerede ve kiminleyse   bedeniyle, beyniyle, ruhuyla ve tüm duygularıyla orada olmalıydı. Birine bir şey anlatırken, ya da birinden bir şeyler dinlerken, o an  hayattaki en önemli konu konuşuluyormuşçasına...... Bir iş yaparken   en büyük hazzı alıyor ya da  dünyayı kurtarıyormuşçasına kendini vermeliydi.  Seyrettiği manzara, sanki bu dünyada göreceği en son güzellikmişçesine bakmalıydı..
Ama bunu asla başaramamıştı  O..... Ruhu ve bedeni iki düşman gibi ayrı ayrıydı.. El ele kol kola olmamışlardı hiç..


4.05.2014

......

Bana kalbinde yer aç demiyorum ...
Gel , kalbimde sana açtığım yere sahip çık diyorum ...


29.04.2014

.......

Bana göre,
Gözünü kırpmadan adam öldürenle,
Vicdanı sızlamadan kalp kıranın halet-i ruhiyesi arasında,
Nicelik olarak değil belki,
Ama nitelik olarak hiç bir fark yoktur.


.........



.........Yok yok hayır.Hiç bir zaman suçlamadım ben seni. Hiç bir şey de istemedim senden. Bunu  biliyorsun.
Söylersen dinledim,sustuysan bekledim,  gittiysen  özledim, geldiysen sevindim.. ..
Ama senden hiç bir şey istemedim...
Verdiklerinle yetindim..
Vermeyi esirgediğin zamanlarda da sabrettim...
Ama hiç isyan etmedim...
Hatta istedim ki,  huzur bul yanımda..
Hiç kimselerde  bulamadığın ne varsa,
Ben vereyim sana...
İşte bunu anlatmak çok zor...
Hani, sabah, daha güneş doğmadan, ama ortalık ışımışken, dingin bir uykudan  uyanıp, açık pencerenin önünde   o tertemiz havayı içine çekerken,
Islak toprağın  ya da üzerine çiy düşmüş çiçeklerin kokusuyla başı dönen,
Gözlerini kapatıp, şakıyan kuşların cıvıltılarını  dinleyen  o insanın  ruhunda hissettiği huzur var ya...
İşte o huzuru vermek istedim ben sana....
Yapamadım belki,  ama istedim....
Elimden gelen tek şey, seni sevmekti...
Ve  hakettiğin gibi  seni sevdim....

28.04.2014

Sen daha çok beklersin  " özledim " deyip  kapına dayanmamı ....
Her an kalbimde, beynimde, aklımda , ruhumda seninle dopdoluyken, ben seni nasıl özleyeyim ?
Senden ayrı kalmıyorum ki, kavuşacağımız anı düşleyeyim  ?


25.04.2014

..........
Sonra işte, her şey anlamını yitiriyor  birden. Ya da sıradanlaşıyor.  Ne kadar safmışım diyorsun,  pembe gözlük takmışım hep, inanmışım,  güvenmişim.... Tutup kendini dibe batırıyorsun kısacası.  Ohoo, senin bana yaptığın ne ki diyorsun kendi kendine. Bak sen şimdi gör, bir insan dibe nasıl batırılırmış deyip,  yükleniyorsun acımasızca.. En ağır lafları söylüyorsun kendi kendine. Aynanın önüne falan da geçmen gerekmiyor. Yolda yürürken, işini yaparken, otobüs beklerken, hatta bir film izlerken..... Hangi taraftan saldırsan yetmiyor, tatmin olamıyorsun.  Darağacında sallandırsan ruhunu, hani belki bir nebze rahatlayacaksın...Öyle demeseydim, şöyle yapmasaydım...lar havada uçuşuyor. Hiç doğru bir hamle bulamıyorsun, tüm iyiniyetine rağmen üstelik.
Oysa moda çok farklı bugünlerde. Müthiş bir "self servis"  furyası var. Kendini seviyor insanoğlu.  Bu sevginin gölgesinde her daim aklıyor kendini. İşin içinden çıkamamak gibi bir durumu yok üstelik. Her durum ve şartta haklı çıkmayı beceriyor. Zaten kural belli, haklı çıkamadığı durumlarda , " mutlaka O bi'şey söylemiştir de ben ondan böyle davranmışımdır"  kuralı  geçerli. Neticede ağır tahrik varsa, beraat kaçınılmaz yani. Hatta tutup kendini,   alnından öpüveriyor malum, insanoğlu....
Kendine gösterdiği müsamahanın zerresini başkaları için  kullanmıyor. Hep kendine cömert.  Ama başkasının  tek bir  hatasına tahammülü yok. Hele bir açığını bulmasın, yerden yere vurmakta hiç çekinmiyor. Kusursuz ya kendisi ne de olsa. Hiç  hatası yok ya, hatta küçük dağları yaratmışlığı bile vaki ya..
Yalnız kaldıkça daha çok seviyor kendini insanoğlu. Elinde kalan son kaleyi de teslim etmemek için canını dişine takıyor.
Ve kendine sarıldıkça, daha çok yalnızlaşıyor, çünkü başkasına yer kalmıyor....
Yalnızlaştıkça daha saldırgan oluyor...
Daha acımasız...
Daha kırıcı....


22.04.2014

.........



Artık elim ne kaleme gidiyor, ne kağıda...
Söylenecek ne kaldı ki aramızda?
Hoş biz söyleyemediklerimizde anlaştık hep...
Duygularımız, hayallerimiz  sustuklarımızda  gizliydi...
Sen bana baktığında içim titrerdi...
Sevdam,  gözlerimden alev alev  dökülürdü de ,
Hiç bir  kelimeye itimat etmez,
Hiç birine bürünmezdi...
Şimdi her şey öksüz, her şey yarım...
Buğulu bir camın ardında hayat,
Öylesine yabancı, öylesine hüzünlü..
Ve nefes alışlarım bile  dermansız
Şimdi anlıyorum,
Sevdaya değil, derde düşmüş bu yüreğim..
Tabip yok, merhem  yok, hastalık amansız...



21.04.2014

Takibe almak istediğim bloglar var ama bir türlü takibe alamıyorum, hata oluştu sonra dene diyor... sonrasında da olmuyor..
Yorum yazmak istiyorum,  yoruma basıyorum, bu blog davetli okuyuculara açık, sen davet edilmemişsin ki ezik diye bir yazı çıkıyor, ( bknz. insan yavrusu mesela)  öyle bir sorun olsa, yazıyı da okuyamamam lazım...
Fena geriliyorum söyliyeyim....


15.04.2014

........

Günler sonra nihayet her şey yoluna giriyor yavaş yavaş.. 3 gün gibi kısa ancak oldukça yoğun geçen hastane serüveninden sonra tam eve geldim, rahat edeceğim derken, gribe yakalanmam kötü oldu. Üstelik benim gibi birinin ( bronşiyel astımlı)  grip olması demek  ,  hani neredeyse ölümle burun buruna gelmesi  gibi bi' şey.. Nefes alamıyorum, öksürük tutacak diye ödüm kopuyor, zira öksürünce sanki ciğerlerim yerinden oynuyor...
Şimdi iyiyim.
Sanırım yarına olmadı  öbür güne hiç bi'şeyim kalmayacak..
Kendimi ne kadar ihmal ettiğimin farkına vardım. Sağlığımın kıymetini şimdi daha iyi anlıyorum..
Her şey bir yana,  hatta 3 gün içinde  en az 15 kez kan almalarını, karnımdan 2 iğne vurmalarını  geçtim, acil servis tuvaletinin o pisliğini gördükten sonra,   bir daha oralara düşmek mi, tövbe diyorum. Bu kadar pis ve mikroplu bir yerde sağlık kazanılır mı,  yoksa kayıp mı edilir, tartışılır bence.  Sağlam girenin hasta çıkacağından eminim ..Kos koca Ege Üniversitesi !!!
Benim için endişelenen, iyi dilek ve temennilerini ileten herkese çok teşekkür ediyorum...İyi ki varsınız :)



8.04.2014

Olaylar dehşet verici hızla ilerliyor. galiba  yakında kendimi , kendimin  helvasını yerken bulacağım :) şu an koroner yoğun bakımdayım ve ne işim var burada diyorum ... anjiyo söylentileri ve lokal anestezinin bana verdiği korku....tamamen uyutun da ne yapacaksanız yapın be kardeşim...
Anlayacağınız üzere bir  süreliğine yokum . yani umarım öyle olur ve geri dönebilirim.. ha bu arada dün kalp krizi şüphesiyle acile geldim ve yine  yalnızdım . artık şundan eminim, ben kesin yapayalnız öleceğim ....

7.04.2014

KALBİME İYİ BAK....

Her şey  soğuk bir kış sabahı başladı...Belki önceden   farketmeliydim...Basiretim bağlanmış demek ki, mutlu mesut yaşarken , kader de ağlarını  sinsi sinsi örüyormuş meğer ..
Uykudan uyanıp, susadığımı farkettiğimde dolabın  dibinde bittim hemen.. Bardağı doldurdum, gerisini hatırlamıyorum... Bir anda yerde buldum kendimi.  Zira beni o halde bulacak kimse yoktu evde, iş mecburen bana düştü...
Bayılmışım zaar. hayatımda ilk defa. Kör talih, naz yapacak birileri olsaydı bari etrafımda. Niye yalnız yakaladın  beni..
İnsan üstü bir düşme yeteneğine sahipmişim ki, bardağı kurtarmışım :) , kemiklerimi de kırmamışım..İşte  o günden sonra fabrika ayarlarıma dönmek nasip olmadı bir türlü..Hep başta bir ağırlık, ensede ağrı.. Görmezden ,, duymazdan gelsem de ı ıhhh... Ölçüyorum, borsa gibi bi tavan yapıyor, bi normale  iniyor. Baktım olacak gibi değil, doktora gittim. Kronik kansızlıktan mütevellit, damarlarımdaki hepi topu 5 tüp kadarcık kanımın 4 tüpünü verdim.  Hemşireye bitti mi diyorum, zira bakamıyorum, baksam  çığlığı kopartacağımdan eminim. son üç- iki- bir tüp derken, neyim varsa çekti insafsız.. Sonra ekoydu, ekgeydi, efor testiydi derken, doktor aldı sonuçları eline.Aldı almasına da pek bi ketum çıktı. "neyim var"  diyorum , "Var bişeyler" diyor. Olduğunu ben de biliyorum be mübarek. Yoksa kara kaşına kara gözüne çıkmadım ki karşına... Kaç gün ömrüm kaldı pazarlığına da girecek değilim... Holter takılıp, kalp ritmim, tansiyonum 24 saat boyunca ölçülecekmiş, ilaçlı damar filmim çekilecekmiş ( sintigrafi gibi bi'şey sanırım ) Ondan sonra değerlendirecekmişiz. E o zamana kadar ben meraktan ölmez miyim ?
Ertesi gün sinirime yenilip, gittim  hastaneye. Aldım sonuçları, oturdum her şeyi bilen amcanın karşına.. Raporda yazan mitral yetmezlik neymiş, araştırdım..
Şimdi efendim, kısacası, iyi kapanmayan kapakların yüzünden, bir kısım kan, büyük dolaşıma gitmek yerine sol atrium ile sol ventrikül arasında evcilik oynar gibi, gidip geliyorlarmış.Bu da beni yoruyormuş. Muhtemelen, merkezi sistem bu isyan karşısında sinirleniyor, öfkeleniyor, kendisini  beceriksiz hissedince, bana yorgunluk olarak geri dönüyor. Zaten kımıl zararlısı gibi ortalıkta dolanmamdan anlamalıydım. ( Sanki önceden Süreyya Ayhan'dın da... pehhhh )
Hani miskinleri anlatırken derler ya," o kadar tembeldirler ki, yangın çıksa, kaçmak ya da söndürmek yerine, alevler yaklaşsa da sigaramı yaksam " rahatlığında  olurlarmış.. Son zaman bende sigarayı aleve uzatacak hal de yoktu. Dumanı içime çeksem kafiydi..
Yarından itibaren hastaneleri mesken tutacağım ne yazık ki... Üstelik bir hafta sonra sınavlarım da başlıyor.   Doruk bile " ben kız arkadaşına promosyon içirtiyo dedirtmem "  derken, ben " telve bütünlemelere kalmış" dedirtir miyim.. Bir ders kalsın, anında okulu bırakırım. Hocalara da göz dağı vermiş oldum böylece :)  Şimdi onlar nereden bilecek diyeceksiniz. Beni takip etmiyorlarsa, bu onların kaybı, ben ne yapayım ?
İç sesim , kızım bu yaştan sonra Wittgenstein ne demiş, Gadamer nasıl düşünüyormuş, bunlarla uğraşacağına, İbni Sina'yı oku, Lokman Hekim ne demiş bi bak, olmadı Maranki'ydi, Saraçoğlu'ydu, onları takip et diyor ama nerdeeeee...
Sabah 6 da hastaneye gidecek biri için, vakit çok geç olmuş. Yoksa daha çookkk yazardım ben :)
Hepinize  sağlıklı günler dilerim....



4.04.2014

BİTEN İLİŞKİNİN ARDINDAN.....

Evet bugün bir ilişkiyi bitirdim. Hiç gözümü kırpmadan hem de.. Nasıl oldu da o gücü, cesareti kendimde buldum bilmiyorum. Ben ne kadar sürdüğünün farkında değildim. O'nun ifadesiyle  2 yıl olmuş. Koca 2 yıl...
"Artık tanışalım seninle "   dedi.. "Sen"  dedi. Yani hep telde konuşmuş hiç yüz yüze gelmemiş olsak da, samimiyetimiz ne kadar ilerlemiş bir düşünün... Hep hayatımın içinde olmuş  bu insan. Kah sorunlarımızdan konuşmuşuz, kah havadan sudan bahsetmişiz.
Bazen aradığında rahatsızdım, geri çevirdim görüşme isteğini, bazen şehir dışındaydım, erteledik. Evet itiraf ediyorum, bazen kendimi hazır hissetmediğimden,  bir şeyleri bahane edip " hayır, olmaz, daha sonra" dedim..
Az evvel, büyük bir heyecan ve emrivakiyle, " artık tanışalım seninle, evine misafir olayım " dediğinde, kızım n'apıyorsun sen, bir kez tanıştın mı  geri dönüşü olmayan bir yola girersin , pişman olursun dedim, arkası gelir diye düşündüm ışık hızıyla...Evime kadar gelseydi, artık O'nun karşısında iyice savunmasız kalacak, ne isterse yapmak zorunda kalacaktım. O'na hayır diyemeyecektim.  Çünkü zaten kolay kolay hayır diyemeyen biriydim.
Gayet  kararlı, "kusura bakmayın " dedim.. farkettiniz mi? bakma demedim, bakmayın dedim... Bir yandan samimi davranıp, bir yandan  bu ilişkiyi bitirmek kolay olmayacaktı zira... Sesimdeki o mesafeyi hissetsin  istedim..
"Kusura bakmayın, ama  görüşmedeki bu ısrarınızın görüşme ile biteceğini sanmıyorum,  bir sonraki adım için de devam edeceğinden eminim.  Onun için, bu ilişkiyi burada bitirelim  " dedim..
Üzüldü, sesi pek bir mahzunlaştı, ama çaresiz " peki , iyi günler " dedi..
Kapadık telefonu... Oh be,  bitti, nihayet bitti, kuş gibi hafifim şimdi.. Hayır tanışacağım,  arkası gelecek biliyorum.. İlle " al " diye tutturacaklar.. İstemiyorum kardeşim, daha önce aldığım temizlik robotunu depoya kaldırdım ben.. Halıları yıkamaya gönderiyorum mis gibi , tertemiz geri geliyor. Hoşlanmıyorum öyle alengirli makinalardan, robotlardan...... Rahat bırakın beni......


31.03.2014

.........

Dedi ki,  "hayatıma giren o insanlar için şimdi çok utanıyorum..Hepsi yanlıştı, hepsi hataydı".
Dedim ki  "üzülme,  o zamanlar bilemezdin. Akıntıya karşı yüzen insanın  gördüğü dala tutunması çok normal.  Sonradan anlar ki  o dalın dikeni, kıymığı  ellerini acıtmıştır, canını yakmıştır. Ne çare ki, hayatta kalmak için  mecbur kalmıştır. "

Yoksunlukların ve boşlukların insanı nerelere savuracağı hiç belli olmaz.....

26.03.2014

12 YILLIK ESARET...

Sinemadan çıktığımızda saat 19.00 olmuştu ki, bu kadar uzun süreceğini tahmin etmemiştim..Hiç konuşmadan eve geldik, aceleyle akşam yemeği için koşuşturmaya başladım.. O'na baktım, tatsız , elinde telefonu oyalanıyor. Ben sebepsiz yere gerginim.  Laf atıyorum, verdiği cevaba kızıyorum, vermezse suskunluğuna kızıyorum.. Her an patlayacak bomba gibiyim. Yemek işini de hemen çözdüğüme göre, niye ki bu gerginlik ?
Elbette ki filmin etkisi.
Keman virtüözü denebilecek kadar güzel çalan,  iki çocuğu ve bir eşi olan aile babası  Solomon'un  kaçırılıp köle olarak satılması,  yaşadığı ve gözlemlediği , şahit olduğu fiziksel ve psikolojik işkenceler, haksızlıklar.....
Bütün bu izlediklerimizden sonra ruhsal dengemizin bozulması normal..
Burada önemli olan siyah-beyaz çatışması, siyahlara yapılan  haksızlıklar, işkenceler değil sadece. Çünkü, siyahları hayvan olarak algılamış , o dönemde bir çok beyaz. Oysa insan , canlı hiç bir varlığa karşı bu kadar acımasız, bu kadar merhametsiz olmamalı.
Solomon'nun, yani  sonradan sahiplerinin değiştirdiği adıyla Platt'in " hayatta kalmak değil, yaşamak istiyorum " sözüne karşılık,  hayatını çekilmez bulan Patsey'in  ölme arzusu..Ve en yakın arkadaşı Platt'ten kendisini öldürmesini rica etmesi, insanı  derinden etkiliyor..
Çifliğin ve kölelerin sahibi Epps'in Patsey'e olan zaafı  da ilgimi çekti.. Sevgi ile nefretin ne kadar ince bir çizgide ayrıldığını gördüm.. İnsanın birini sevmesinden  duyduğu  rahatsızlığı, bu sevgiden ya da zaaftan kurtulmak için , o kişiye yapabileceği eziyeti gördüm...
Solomon, köleliğe karşı çıkan , siyah ve beyazların eşitliğine inanan Brat Pitt sayesinde  özgürlüğüne ve   ailesine kavuşuyor. Ancak ne kendisini kaçırıp , köle olarak satanların ceza almasını sağlayabiliyor, ne de  geçen yıllarını telafi edebiliyor..
Gerçek bir hikayeden uyarlanmış film. Ve oldukça da bol ödül almış. En iyi film Oscar'ı bunlardan biri...
İzlenmeli...



14.03.2014

.......

Hatayı, günahı , kusuru, yanlışı ..kabullenmek erdemdir..
Ancak dürüstlük adına pervasızca  aşikar etmek, yaymak  yüzsüzlüktür, arsızlıktır...

12.03.2014

TARİH HESAP SORAR !!!

Gelecek günleri hiç de iyi görmüyorum.. Freni patlamış kamyon gibi yokuş aşağı gidiyoruz... Bizi zor günlerin beklediği ortada..
İktidarıyla, muhalefetiyle, yöneteniyle yönetileniyle, dindarı, dinidarı, ateisti, deisti, sağcısı , solcusu.... Hepimizin ucundan kıyısından ne kadar sorumluluğumuz ya da sorumsuzluğumuz varsa, tarih bir gün hesap soracak ve bedelini ödetecektir...
Ne yazık ki çocuklarımıza güzel şeyler bırakmamış ve bu bedeli onlara da ödetmiş olacağız.. Beni en çok üzen de bu...


11.03.2014

.........

uyanıyorum..
okuyorum..
kahve...
kalkıp dolanıyorum,
bakıyorum
okuyorum
yazıyorum,
buruşturup atıyorum.
kahve....
konuşuyorum,
sinirleniyorum,
üzülüyorum
okuyorum
kahve....
uzanıyorum
düşünüyorum
planlıyorum
merak ediyorum
bakıyorum
kahve....
bağırıyorum
kızıyorum
gidiyorum
okuyorum
not alıyorum.
........
........
........
birden aklıma düşüyorsun......... özlediğimi farkediyorum........susuyorum........

.........

son nefesimdesin...
o nefesi verene kadar benimlesin....


8.03.2014

ALIN, BUGÜN DE SİZİN OLSUN...


Bugün Dünya Kadınlar Günü...
Yani güzel vatanımın  nüfusunun %49 'unu oluşturmasına rağmen, meclise %14 oranında temsilci gönderebilen kadınlarımın....
Çocuk denecek yaşta  evlenip,  bebeklerle oynaması gerekirken anne olup, bebek büyüten kadınların...
Berdele  kurban giden, mal gibi alınıp satılan ,  doğumdan bir gün öncesine kadar tarlada  çalışan kadınların günü...
Kapitalist sistemin çarkları arasında  ezilen,  ekonomik özgürlük yalanıyla  kandırılmış, hem evde hem iş yerinde çalışan, bırakın kadınlığı, altına girdiği onca sorumluluk nedeniyle insanca yaşamayı unutmuş kadınların günü...
Sokakta  rahat rahat yürüyemeyen,  sadece dışarıda, işyerinde tacize uğrayan değil, evde de  "yasal" tecavüze uğrayan kadınların günü....
Maddi- manevi şiddete maruz kalan, ayrılmak ya da boşanmak istediğinde bunun bedelini  canıyla ödeyen kadınlarımın günü...
Nasıl davranacağına, ne giyip ne giymeyeceğine başkalarının karar verdiği kadınların günü...
Namusun, ahlakın , edebin, hayanın  sorumluluğu üzerine yıkılmış  kadınların günü...
Karşı cinsin gölgesi altında kalmış, kendine ait yaşam alanı oluşturmaya çalışan  kadınların günü...
Tüm kadınlar  böyle olmasa da, tüm erkekler buna meydan vermese de, bu duruma sebep  ya da vesile olan, göz yuman,  gereğini yapmayan  tüm erkeklere  8 Mart Dünya Kadınlar Günü armağanım olsun....!!!

2.03.2014

.......


canım dediğim,
canımdan öte bildiğim..
kaç kez vedalaşacağız seninle
kaç kez kırılacağız aynı yerimizden...
ve hep dönecek miyiz  verdiğimiz sözlerden?
..........



1.03.2014

YANSI ( LSA ) MA


"İnancını sorgulamak zorunda bıraktığım için beni affet"...
Sanırım  böyleydi. İlk seyrettiğimde o kadar da dikkatimi çekmemiş olacak ki, geçenlerde İşaretler filmini seyrederken, bu cümle  fena  sarstı  beni...
Her zaman savunduğum şu olmuştur , ne dediğinize   ne yaptığınıza bakmayın... Niyetlerinizi de sorgulamayı bir kenara bırakın... Önemli olan söylediğinizin ya da eyleminizin karşıya nasıl yansıdığıdır. Belki de bu nedenle, "ben kötü bir şey söylemedim ki "  diyerek sıyırıveriyoruz kendimizi her türlü  vicdan muhasebesinden...
Oysa,  bir yalanın aslında karşımızdakinin, insanlara olan güvenini  yerle bir ettiğini görmüyoruz...
Ya da sırf can acıtmak için söylenmiş  " benim için hiç bir zaman önemli olmadın " cümlesinin muhatabımızda ne depremlere yol açtığını bilmiyoruz...
En kötüsü de, insanın inandığı değerlerin yerle bir edilmesi... İnancının örselenmesi... Hele ki, yapılan onca haksızlığa, insanlar arası adaletsizliğe,  dünyadaki bunca çirkinliğe......  karşı koymak ya da kabullenmek için ihtiyacımız varken...
Empati şart kısacası.....



28.02.2014

YAZACAK Bİ'ŞEY VAR DA BEN Mİ YAZMIYORUM SANKİ ?

Kadınların geneli alışveriş yapmaktan hoşlanır derler...
Ben söyleyenlerin yalancısıyım, zira o gruba dahil olamadım hiç... Hatta hiç sevmediğimi bile söyleyebilirim..
Neyse, konu benim hobilerim değil zaten...
İşte o kadınlara atfen  midir, nedir,   tıka basa  kıyafet dolu  dolabın karşısına geçip, "giyecek hiç bir şeyim yok" dedikleri de  söylentiler arasındadır..
Ben de aynen bu durumdayım..
Kafamın içinde bir sürü düşünce...ucundan tutup çeksen,  sayfalar dolusu yazı olur..
Ama ben ne yapıyorum ?
Bilgisayarın başına geçip,  ekranla bakışmayı tercih ediyorum..
Zira yazacak hiç bir şeyim yok....


19.02.2014

ENDİŞEYE MAHAL YOK...TUR DEĞİL Mİ ?

Sınırdaymışım..
Tam çizgide..
İnce bir çizginin üzerinde..
Değilmişim ama her an olabilirmişim...
Farkında değildim bu kadar etkilendiğimin..Belki üzerinde çok düşünmediğim için... Belki de o çok sinsi davrandığı için..
Oysa dönüş yolunda  G 'a demiştim ki, " insan ölümle yüzleşmeliydi değil mi ? Ama ben şu an hiç bir şey hissetmiyorum..."
Yani bildiğiniz, tanıdığınız bir insan  hayata veda ediyor. Siz  işte ondan sonraki her aşamaya şahit oluyorsunuz. Ta ki, yağmur altında toprağa verilişine kadar..
"Ben de hissetmiyorum"  diye cevap vermişti..
O'nu öylece orada  bırakıp hayata devam ederken, ama hayata karşı bu kadar mesafeli ve isteksizken.....
Etkilenmişim ben..
Blogda yazmayalı  uzun zaman oldu sanırım.. Ya da bana öyle geldi..
Okumam gereken çok şey birikti..
Havalar da inadına  güzel , ne yazık ki çok güzel.. Oysa yağmur yağmalıydı. İhtiyaç duyacaklarımızın ihtiyacı var şu an.. Büyümek için, serpilmek için, meyveye durmak için...
Belki havaların da dengesi kaymıştır azıcık...
Toparlarız be, toparlarız..
Hele bir kaç gün daha izin verelim kendimize...
Bir sabah umutla açarız  perdemizi..



.........

Bilmek yetmiyor, duymak gerek...
Duymak yetmiyor, hissetmek gerek...



14.02.2014

..........

Hassas olduğum, dikkat ettiğim hususlar var...
Toplantıya, sinema salonuna ..... girerken, toplum taşım araçlarına binerken cep telefonumun sesini kapatmak ya da kısmak gibi....
Arkadaş ,  cebin çalışıyor "  Ankara'nın bağları da, büklüm büklüm  yolları......"
Hadi ilkinde dalgınlığına geldi diyelim.. İkinci kez çalmasına niye meydan veriyorsun. Ya cebini kapat ya da sesini....
İnsaf !!!!!
Sağımız solumuz tabut...
Karşı kapı gasilhane...
İki adım ötede cenaze başında dua edenler ...
Kaybının başında göz yaşı dökenler....
Ne ölüye saygınız var ne diriye....

4.02.2014

SEN GİDERKEN...


http://img03.blogcu.com/images/l/e/y/leylilall/giderken_1255809892.jpg
Yine bir pazar..
sıradan bir pazar..
ama güzel olmalı, farklı yaşanmalı
önce mükellef bir kahvaltı
sen peynir üzerine reçel damlat..
söz , dalga geçmek  yok
yüzün gülsün yeter ki.....
hani diyorum sinemaya mı gitsek...çok uzun zaman oldu birlikte film seyretmeyeli.
ya da istersen yürüyelim sahilde  elin elimde..
dur hemen söylenme...
bulurum, biraz fırsat ver, hoş geçecek bu gün yeter ki sen de iste..
gözün kapıda, hissediyorum..
çıkıp gitmek istiyorsun,
nefes almak,
yalnız kalmak
ve oraya buraya savrulmuş ruhunu toplamak istiyorsun..
kahve yapsam sana..
hani şöyle bol köpüklü, lokum da koysam yanına..
dereden tepeden konuşsak
sen gülsen, ben kızsam
yine eskisi gibi olsak...
sen anlattıkça ben heyecanlansam
dinledikçe sana daha da hayran olsam...
ve kıskansam seni tüm bildiklerinden
hiç ummadığın bir anda  , tam konuşmanın ortasında 
sımsıkı sarılsam boynuna...
yine hoşuna gider mi, güler misin kahkahayla...
ne çok severdim gülüşünü,,,
başkalarının dünyası güneş doğunca,
benim dünyam sen gülünce aydınlanırdı.....
bak işte yüzün asıldı..
yoksa canın mı sıkıldı..
ruhun daralıyor biliyorum
için içine sığmıyor
duvarlar üstüne geliyor..
sen etrafındaki duvarları yıktıkça,
aramızdaki mesafe büyüyor..
kaçıp kurtulmak istiyorsun
sevgim zincirlemiş seni bana, zincirlerini kırmak istiyorsun....
sevgili, sessizce git e mi ?
geri döneceğini zannedeyim
her zamanki gibi sor bana
"bir şey lazım mı sevdiceğim ?"
git...
ve ben severek gittiğini bileyim..
sakın çarpma arkandan kapıları
ama kapa, açık kalmasın
çığlıklarım kulağına ulaşmasın
alışırım
ağlasam da , sızlasam da alışırım
                 yokluğuna değil ama, gidişine alışırım
                 ben seni sensiz de yaşarım....

12.11.2012



.......

Araf'ta olmak çok kötü bi'şey..
Ben araf'tayım..
Sen benim araf'ımda..
Gizlendiğini zannediyorsun..
Gizli gizli seni izlediğimi bilmeden..
Gizli gizli beni izliyorsun..
Beni izlediğini bildiğimi bilmeden..
Aklanamıyorsun..
Aklayamıyorum..
Aklanamıyorum...
Araf aklanma yeri değil çünkü...


..........



İnsanları hayatından ne kadar kolay çıkarıyorsun dedi bana...
Bana dedi..
İnsanların beni ne kadar çok kırdığını ya da benim ne kadar çok incindiğimi bilmeden...Beni de hayatından çıkaranlar var elbette.Ama bu ayrı bir konu..
En az 15 yıllık arkadaşlığımı bir anda bitirdim mesela.. Çok şey paylaştığım, iyi- kötü her zaman yanında ve destek olmaya çalıştığım arkadaşım. Beraber  zorlukların üstesinden geldiğimiz arkadaşım.. Bir gün telefonda " sen de dahil, hiç dostum yok çevremde " dediğinde  sustum. Ve gittim..
Kendimi aklamak kadar abes bir durum olabilir miydi? Dostluk, arkadaşlık ispat edilir miydi ? Böyle düşünenin yanında durulur muydu? Hadi o an sinirle ya da üzüntüyle  söyledi diyelim. Sonrasında , sakinleşince telafi edemez miydi ? Ben mi suçluyum. Hiç bir sorununda yalnız bırakmamışken, Hiç "bana ne " dememişken...
Annem en çok ketumluğumdan şikayet eder. Çok özel olanları ancak bir kaç kişiyle paylaşırım.Belki de bu nedenle insanlar beni bir eli yağda, bir eli balda zannediyor. Onun için üstüme geliyorlar sanki.. Herkes ilgi bekliyor. Gösterdiğimden daha fazlasını, gücümü aşanı..
Uzaklaşıyorum.
Bencil olanlardan,
Aba altından sopa gösterenlerden,
Tehlike arzedenlerden,
Kendilerini sorgulama zahmetinde bulunmayanlardan,
Hep içe dönük olanlardan,
Dünyanın tüm dertlerinin kendi başında olduğunu zannedenlerden,
İlişkinin kurallarını kendileri koyanlardan,
Kendisine her şeyi mübah görüp,  beni yargılamaya kalkanlardan,
Bile isteye kıranlardan,
Üzüldüğümü bildiği halde telafi etmeyenlerden,
Uzaklaşıyorum...


EYVAHHHH...




Ben bu şarkıyı çok sevdim ..
Ve
Söz verdim...
Tutacağıma dair söz veremediğim...


29.01.2014

MOR ÇATI MI ???

Marifet ölesiye sevmektir..
Şimdilerde moda (!)  olan,  "öldüresiye" sevmek..
Adam bıçaklıyor, silahını çekiyor, ardından da " çok seviyordum" diyor..
Kadınları koruyamıyoruz bu   aşırının aşırısı sevgiden..
Yapabildiğimiz tek şey, şanslı olan 3-5 kadını mor çatı altında toplamak..Ama tehlike dışarıda elini kolunu sallaya sallaya geziyor, kimsenin umurunda değil..
Madem, koruma talep edenlere de polis tahsis edemiyorsunuz, hiç olmazsa " öküz evleri" açın da, insanlıktan nasibini alamamış olanları ehlileştirinceye veya ıslah edinceye kadar tutun orada.. Tedavi edin,  öyle salın topluma..
Ağır mı oldu? ...
Hiç sanmam, az bile...

28.01.2014

..........

Toplumsal değer yargılarının tam olarak sınırlarını çizemezsiniz. Kişinin karakterine, yetişme tarzına, çevresine göre değişiklik arzeder..
Ancak çerçevesini iyi belirlemek lazım ki, çok da göreceli olmasın...
Misal, sizin için iyi olan bir insan, başka birine kötü davranıyor, zulmediyor, aşağılıyor ya da sorumluluklarını yerine getirmiyorsa, o insan hakkındaki düşüncelerinizi gözden geçirmenizde fayda var..
Zira, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın  düşüncesinin güdümünde olmak,  öz saygınlığı yavaş yavaş yok edecektir.


27.01.2014

........


Ben seni hayallerime sığdıramazken, sen beni gönlüne misafir edemedin..
Şimdi hasretini yaşıyorum sindire sindire,
Vazgeçtim sanma,
Seni içime çekiyorum 
 Aldığım her nefeste..

..........

Şimdi ben sustum ya...
Aslında içimde sorular biriktiriyorum..
Hem de cevaplarını asla öğrenemeyeceğim sorular...


26.01.2014

NEREDESİN...?


Sevgili,
Ne varlığın , ne de yokluğun belli...
Sana varmak için düştüğüm yollar hep kendime çıkıyor...
İsyanlarım yoruyor,
İnkarlarım boğuyor beni...


25.01.2014

SOĞUK KAHVE

Uzun zamandır kenarda duruyordu, nihayet okumaya başladım..Henüz bitmediğinden,  belki yorum yapmak için  erken.. Olsun ben yine de yazacağım..
Bu kadar çok övgü alan  kitaptan ben niye etkilenmedim acaba diye düşündüm.. Tamam akıcı, samimi bir dili var.. Edebi açıdan da iddialı değil.. Ama çarpmadı işte.. Biraz düşününce, sebebini anladım..
Kitap kötü değil, yazar kötü değil...
Blogerlar arasında o kadar iyi yazanlar var ki.. Hepsi edebi  açıdan o kadar nitelikli ki, sorun burada işte..Ben takip ettiğim bloglarda  beni benden alan yazılar okuyorum.Kimisinde gülüyorum, kimisinde düşünüyorum.. Kendimden bir şeyler mutlaka buluyorum......
Ya da
Ben kahveyi  "sıcak"  seviyorum...:)

24.01.2014

BİR İNSANI SESİNDEN TANIYABİLİR, ANLAYABİLİR MİSİNİZ ?


İkisini de  gıyaben tanıyorum.. Yani hiç yüz yüze gelmedik. Bir seneyi geçti, bir vesile ile tanıştık..
Aynı şehirdeler,,
Van'da..
Kaderleri pek çok noktada kesişen iki kadın..
İkisi de genç yaşta dul kalmış.. Biri tek çocuklu, eşini kaybetmiş.. İsmi F..
Diğerinin iki evladı var, eşinden boşanmış.İsmi L..
Sık aralıklarla olmasa da telefonla görüşüyoruz.. Konuşmaları oldukça düzgün.. Şivesiz ..
L., kendine güveni olan, tuttuğunu koparan cabbar bir kişilik olarak hafızamda yer ediyor..  Her defasında dakikalarca konuşuyoruz. Garip bir enerji  var sesinde.. Anladığım ve anlattığı kadarıyla, her sorunuyla kendisi ilgilenmek zorunda. Ama şikayet ettiğini duymadım hiç. Çocuklarından çok bahsediyor, aralarındaki diyalogtan da... Benimki sadece manevi destek olmak.. Ama  aramam bile  onları çok mutlu ediyor biliyorum..  Sık sık Van'a davet ediyor.. Her defasında  " söz geleceğim " diyorum..
F. sessiz sakin..
Sesindeki hüznü ben mi hissediyorum sadece acaba ?
Çok  kırılgan olduğunu düşünüyorum.. Kendini fazla açmıyor. Son konuşmamızda Bitlis'e, ölen eşinin ailesinin yanına gittiğini söylüyor. Huzursuz oluyorum.. Boşuna değil bu gidiş biliyorum.. "İnsan bir kez evden çıktıktan sonra, ailesi bile yabancı oluyor" diyor.. O kadar..
Oysa evlatlık, kardeşlik baki değil mi ?
Hani doğunun insanı batıdakilere göre birbirine daha bağlıydı?
Belki hala öyle.. Neden tek bir olaya bakıp, düşüncelerimi değiştiriyorum ki, istisnalar olamaz mı ?
Kendisini çok yalnız ve çıkmazda hissettiğini, içinde  bir acının oturup kaldığını düşünüyorum..Ne büyük talihsizlik, insanın bu koca dünyada kendini yalnız hissetmesi? Üstelik kanından, canından insanlar etrafında olduğu halde..
Ama elimden bir şey gelmiyor..
Ne desem boş..
Sadece üzülüyorum..



23.01.2014

DAĞILDIM, DAĞILALIM...

İyi kız, hoş kız..Pek bi severim kendisini. Lakin, bazen öyle bir cümle söylüyor , öyle bir soru soruyor ki, ters köşe oluyorum.. Hani günlerce sınava çalışıp ta,   olmadık bir soruyla karşılaşan öğrenci gibi, " nereden çıktı şimdi bu " bakışıyla  kala kalıyorum... ( Öğrenci dedim de,  merak eden etmeyen herkese duyurulur, finallerimi verdim, bütünlemeye kalmadım.  Tebrik etmeye kalkmayınız, çünkü hiç de sevinmedim.  Vakit darlığından mütevellit  dersin birini bütünlemeye bırakmıştım .Hah işte o dersten de geçmişim. Oysa ben öğrenerek  gitmeyi hedeflemiştim. Amaç ders geçmek, sınıf atlamak değil yani..Bunu onlara anlatamadım. Onlar kim derseniz, burada bir parantez daha açmak lazım . Görüntü kirliliği nedeniyle  açmadan kısaca geçeyim.  Face malumunuz  elimiz ayağımız oldu. Orada benim gibi  uzaktan , sonradan , açıktan okuyanların kurmuş oldukları gruplar var. Ben de her gördüğüme katıldım ki,   iyi bir sosyolog olayım. İşte o gruplardan birinde, merak ettiğim ve derste de gördüğümüz  bir filozofun önce hayatını, sonra görüşlerini anlatan iki yazı paylaştım..Aman sen misin paylaşan.. Bunun derslerimizle ne ilgisi var, çok alakasız  deyu saldırdılar.. Tabi ki hepsini geri püskürttüm :)). Ya hu kaç kere söyleyeceğim, bir insanın geçmişini bilmeden  neyi neden dediğini, yaptığını anlayamazsınız, tanıyamazsınız..  Ne yaşadığını,  nasıl bir hayatı olduğunu öğrenmenin ne zararı var azizim ? Hem  amaç diploma almak mı, yoksa öğrenmek mi ? )
Nereden geldik biz bu konuya ?
İşte bu kız böyle, insanın aklını başından aldığı gibi, benim konumu da dağıttı.. Neyse,  bu kadarlık yeter, daha uzun yazılar okunmuyor biliyorum..  Belki buraya kadar bile okumadınız.. Çok kötüsünüz !!! İçi boş bir yazı olsa da insan merak eder. Nereden biliyorsunuz, son cümle hayatınızı değiştirecek nitelikte de olabilirdi.. Değil mi ama ?


22.01.2014

.........


Bana göre duygu /sallık, yaptığınız işe, düşüncenize, hayallerinize ..anlam katar.
İşte bu nedenle,  duyguyu bir kenara bırakıp, her daim aklıyla hareket eden  olmak istemem.. Hep kazanan mantıklı bir insan olmaktansa, ara sıra kaybeden  duygusallığı yeğlerim...


21.01.2014

........

Bana göre değil kalabalıklar..
Yalnız kalmalıyım ben, kalabilmeliyim..En azından öyle bir ihtimalin varlığını  bilmeliyim..
İstediğim an kabuğuma çekilme imkanım olmalı...
Aksi nefes aldırmıyor, bunaltıyor..


18.01.2014

........


Tiyatroya, sinemaya gidelim, ekonomiye can verelim :)
    Dün arkadaşımla " Patron Mutlu Son İstiyor" filmine gittik. Salonda toplam 4 kişiydik. Hani diğer çift olmasa, arkadaşım benim için salonu kapatmış diye düşünüp havalara gireceğim de... Üzüldüm...
    Komedi filmi düşüncesiyle, gülmeye hazır gittim.  Olur olmaz şeylere de güldüm gerçi. Ama  gülmekten öldüren bir film değildi  benim için.. Lakin, yabana atılmayacak kadar güzel, felsefi sözler vardı. İzlenmeye değer ...
    Kapadokya' yı gezmiş biri olarak oraların büyülü havasını bir kez daha yaşadım. Bambaşka bir dünya orası. Gittiğimde  balona binmediğim için, gezmiş, görmüş saymıyorum kendimi. O heyecanı mutlaka yaşamak gerekir diye düşünüyorum..


15.01.2014

TAM BİR İRONİ...

Kader'in babası, olayın aydınlatılmasını istemiş...
Sen o karanlığın içinde olmasaydın, aydınlatılması gereken olay olmayacaktı ortada..
Ya da,
Olay aydınlatıldı diyelim, senin ya da senin gibilerin karanlığını ne yapacağız ???
..........
Haberlerde gösteri yapıp, Kader'in ölümünün hesabını soranları gördüm..Tamam, ben hiç bir şey yapmazken, sizin kuru gürültünüzü eleştirmeye hakkım yok, amenna..
Ama kuru gürültü işte..
Nasrettin Hoca'nın   iğnesini , kaybettiği yer karanlık olduğundan   göremediği için,  aydınlıkta,  başka bir yerde araması gibi  bir şey yaptığınız..
Burada istediğiniz kadar bağırıp çağırın..
Kimden neyin hesabını soruyorsunuz??
Sivil Toplum kuruluşlarına çok iş düşüyor... Berdelin, küçük yaşta evlenmelerin yoğun olduğu illere, Doğu'ya, Güneydoğu'ya gitmek lazım.. Gerekirse ev ev dolaşmak, kahvelerde erkeklerle konuşmak, bu konuların işlendiği tiyatrolar belki, olmadı, aydınlatıcı  broşürler dağıtmak lazım.. Televizyonlarda, TRT'nin  kanalında sık sık bu konuyu işlemek lazım..
Yara neredeyse, müdahale orada olmalı kısacası...
Ölümler olmasın diye değil sadece, herkes insan gibi yaşayabilsin diye....




14.01.2014

BUGÜN DE BİTTİ, PEKİ YA YARIN ?.....



Sen miydin yazdıran ?
Sana mıydı yazdıklarım ?
Sen gittikten sonra sustu kelimelerim..Ne zaman konuşmak istesem , dilimde kalıyor cümlelerim..
Güneş doğuyor ama ısıtmıyor eskisi gibi. Sen misin onun da beklediği? O da mı sana muhtaç benim gibi...
Gecenin bir yarısı  hasret içinde uyanıyorum...Ellerini özlüyorum...Gözlerimi sımsıkı kapatıp, gülüşünü düşünüyorum..Sabah oluyor,  güne sensiz başlıyorum.
Alışıyor insan..Acıyla sarmaş dolaş yaşamaya, nefes yerine  yokluğunu içine çekmeye alışıyor..
Kalbim değil , acım atıyor  içimde sanki  ..
Canım acıdıkça anlıyorum hala yaşadığımı..
Nereye gidersen git..
Ama..
Adımların olmasa da, yüreğin bana dönük olsun e mi ?..