30.09.2013

BEYAZ GİYME SÖZ OLUR, SİYAH GİYME TOZ OLUR....

Çok mu amiyane bir söz olur bilmem ama, hayata gol atmış gibiyim bu aralar. Pek bi huzurlu hissediyorum kendimi. Hatta dingin demek daha doğru olur.
İşte tam böyle  hissederken  duygular arasında çok ince bir çizgi olduğunu düşünmeye başladım. En azından benim  penceremden böyle görünüyor. Çok gülenin, gülmesi bitmeden ağlamaya başlamasının sebebi de  bu mu acaba ?
Yıllar önce bir arkadaşım demişti, " sevgi ne kadar yoğunsa, nefrete dönüşmesi o kadar kolay olur " diye. Şimdi demek ki, her şeyi kararında yaşamak lazım diyeceğim de...Demiyorum...Onun yerine amaaaaannnnn, ne farkeder, herşey bir gün gelip bitmiyor mu diyorum..İyi de olsa kötü de olsa miadını dolduran gidiyor. Olay, durum, duygu,  insan....hiç farketmiyor. Çok da sorgulamamak lazım belki de.
E be telve, mutluluğu da sorguluyorsun ya, kızım bi dur, yaşa, içine sindir...Sorularla kendini boğmanın alemi ne ?....
Konuyla  alakasız başlığa,  başlıkla alakalı bir parça.....:))







28.09.2013

............

Bu Eylül başka.....
Bambaşka..
Ağaçtan yapraklar düşerdi önceden,
Bu Eylül'de sen düştün yüreğimden ..






27.09.2013

...............

Bir mezar kazmak istiyorum..Yüreğimde kendi canına kıymış ne kadar insan varsa, hepsini toptan  gömmek ve üstünü toprakla örtmek istiyorum...




26.09.2013

BANA GELSİN....



Duru,
Tadı çok hoş,
Tıpkı berrak görüntüsü gibi..
Hep uzaklara bakan, hüzünlü gözlerin gibi
Yudum yudum içiyorum..
Gözlerimi kapatıp,
Bir iksiri içer gibi,
Ayaklarım yerden kesiliyor,
Ruhum hafifliyor,
Zaman dediğin nedir ki,
Sal yakasını, istediği yere aksın,
Seninle olduğum "an" bana yetiyor..
Her şarkıda,
Her şarkının tınısında , kokun burnuma geliyor,
İçime çekiyorum.
ve çoğalıyorum..
Bitmese...
Araya ayrılık girmese..
Aslında üzülmüyorum gidişine,
Sadece sabırsızlanıyorum,
Ya gelmezse korkusu liklerime işlerken,
Sözlerini hatırlıyorum..
"Elimi bırakma "...
Hayaline sımsıkı sarılıyorum..
Artık hazırım,
Bilmediğim diyarlarda çıkmaz sokaklara dalabilirim..
Ve sokak çalgıcıları..
Neydi sevdiğin  şarkı?
Umurumda mı,
Sıradakini bizim için söyle diyorum,
Ama bizden bi'şeyler olsun içinde..
Umudu harmanlasın hüzünle,
Öyle güzel söyle ki, o da duysun
Duysun ki, özlediğimi bilsin
Her neredeyse, kiminleyse,
Bana gelsin...






24.09.2013

...........

İzin ver gözlerine sere serpe uzanayım......
Ve baktığın her yerde, gördüğün ben olayım....




23.09.2013

BEYAZ PANTALON GİYMEYİN !!!

Oldukça kalabalık bir caddede, kol kola yürüyoruz..
Öyle derin mevzulara dalmadık..
Havadan  sudan, ama keyifli bir sohbet  bizimki..
Zaten onca insan yanımızdan  gelip geçerken, derinlere dalmanın pek de mümkünatı yok :)
Karşıdan gelen, biri 8-9 diğeri 11-12 yaşlarında iki çocuk, bize iki adım kala, hafifçe yere eğilip, ağızlarındakini  püskürtüyorlar, ardından sinir bozucu bir kahkahayla...
Öyle gülmekten kendilerini tutamayıp yaptıkları bir hareket değil..
Ne zevk aldılarsa ,   üstümüz başımız  özellikle pantalonlarımız   pembe- mor, garip bir renge bürünüyor...
Vişne suyu gibi bişey sanırım..O anda ellerinde ne var bakmak aklıma gelmiyor..
Sinirleniyorum..
Üstümün başımın batmasına değil, yıkarsın geçer, geçmedi, atarsın olur biter..
Beni sinirlendiren, aymaz tavırları..
Utanmazlıkları...
"Beğendiniz mi yaptığınızı? " diyorum...
Etraftan bizi görenler,  "cık cık " deyip, çocuklara kızıyorlar..
Durup tartışmanın anlamı yok, yola devam ediyoruz..
Ama o kadar pervasızlar ki, arkamızdan bağırıyorlar,
" Siz de beyaz pantalon giymeseydiniz  !!!"
Beyazlara gelesiniz  diyesim geliyor  ( anlamını bilmiyorum gerçi :))
Yanımdaki söyleniyor, " şu kadar para verdim,  daha ikinci giyişim, ya çıkmazsa bu lekeler ? "
Çocukça haşarılıkları anlarım..
Ama bu  komşunun bahçesinden gizli gizli erik koparmaya, kapının ziline basıp kaçmaya benzemiyor...
Arabaları anahtarla çizmek, camları taşlayarak kırmak, kartopunun içine taş koymak  çocukça haylazlığı aşıyor..
Çünkü işin içinde başkasını rahatsız etmek var, zarar vermek var, canını yakmak var...
Acaba diyorum,
Çoluğuna çocuğuna, eşine şiddet uygulayanların çocuklukları böyle miydi?
Yolda kendi halinde dolaşan kedi- köpeği tekmeleyerek öldürenlerin,
Trafikte yol verme  yüzünden tartışıp arbede çıkaranların,
Üç kuruş için adam bıçaklayanların,
Sahte belgelerle adam dolandırmaya kalkanların,
Hırsızlık yapanların,
Kız arkadaşını, eski eşini / sevgilisini hunharca öldürenlerin...
Yolda kaza yapıp, yaralıyı hastaneye yetiştirmek yerine, bırakıp kaçanların çocuklukları böyle miydi ?
Belki olayı abartıyorum..Ama insan yedisinde neyse, yetmişinde de odur sözü geliyor aklıma...




22.09.2013

...........



Canımı yakıp,
Duygularımı görmezden geldiğinden  beri,
Tüm hislerimi dümura uğratıp,
Ruhuma kıyasım var...





20.09.2013

..........

    Bir insanın aldığı eğitim, edindiği tecrübe, vardığı nokta ( makam, mevkii) , insanları, olayları ve hayatı doğru yorumlamasını sağlamıyorsa, ben onun sahip olduklarına " donanım" diyemem. Yaptığı sadece bilgi hamallığıdır......




16.09.2013

HAYATIN SÜRPRİZLERİ..

   


    Sen sardalya almak için evden çık, bulamayınca da, balıkçının yanındaki manavdan  kırmızı pancar alıp eve dön..Olacak iş mi ?..Şimdi ben hayat insana beklediğini, beklediği zaman sunmuyor, hep bir  sürpriz peşinde deyip, felsefi bir giriş yapar, bir güzel de devam ederdim ama..... Hiç keyfim yok..
    Asıl sürprizi pazar günü yaşadım çünkü. Acaba bayramda ne yapsak, nasıl değerlendirsek planları yaparken,   acı bir haberle  kendime geldim...İşte hayat dediğin bu..Bir taraf keyif sürme peşindeyken, başka birinin  evine ateş düşüyor.. Kendisini tanımazdım, hiç yüz yüze bile gelmedik..Ama eşiyle  görev  icabı,   bir başka şehirde 3 ay beraber aynı pansiyonda kalmıştık. Beraber yedik içtik,  sohbet ettik....Çok çok iyi bir insan. Kendi halinde,   sessiz sakin bir beyefendi. Eşi pazar sabahı   balkondan düşüp hayatını kaybediyor. Geride acılı bir eş, annesiz bir genç kız bırakarak...
     Acaba O'nun ne  hayalleri vardı...Yapmak istedikleri, yapamadığı için üzüldükleri neydi ?  Son anlardaki ruh hali?  En son ne düşünmüş, ne söylemişti ?  Kimlere kızmış, neye mutlu olmuştu?
     Birine çok kızdığımız bir anda, kırıldığımızda , 5 dakika sonra öleceğimizi bilsek ne yapardık ?   Öfkelenir miydik aynı ölçüde.. Ya  çok sevdiğimizi düşünürken, az sonra ayrılacağımızı bilsek ?   Bilsek farklı olurdu elbette, ama kestiremiyoruz ki...Ölüm hep uzak gibi geliyor bize.. Oysa ki belki de nefesi ensemizde, bilemiyoruz, hissedemiyoruz. Sanırım   bu hayatın bize yaptığı en büyük iyilik. Kim ne zaman öleceğini bilerek yaşamak ister ki ?
     Şimdi ben  bir kaç güne kalmaz normale dönerim.. Yine eski kahve telvesi.. Huysuz, dengesiz, kırılgan.... Üzülürüm,   söylenirim, öfkelenirim... Unuturum hayatın ne kadar kısa olduğunu...   Ruhun dingin olmasını gerektiğini bile bile, fırtınalar kopartır, kasırgalar estiririm iç dünyamda...  Unuturum,  hiç bir şeyin aslında üzülmeye değmediğini...   Her anımı  son anımmış gibi  yaşamanın keyfini süremem.. Affedemem kolay kolay..Sırtıma yeni yükler alırım... Ben kendimi biliyorum, yaparım...
    O gencecik kıza üzülüyorum şimdi...Ne yazık ki, O, uzun süre atlatamayacak bu travmayı..   Hep boynu bükük kalacak.....





15.09.2013

BÜYÜMÜŞÜM..



İçim acıyor desem usulca,
ne kadar diye sorsan,
kollarımı açıp iki yana,
küçük bir çocuk masumluğuyla,
işte bu kadar desem...
işte böyle kocaman.....
acıyor..
elimi koyup,  gözlerimi kapayıp,
susuyorum...
ağzımdan çıkacak her kelimeye düşmanım şimdi ..
sözler,  yarama kezzap misali...
içim oyuluyor konuştukça...
farketmemişim..
meğer ben büyümüşüm..
öğrenmişim ayak sürüye sürüye gitmenin ne olduğunu,
ve  aşktan  önde tutmuşum gururumu..
şimdi,
bekliyorum ..
geçecek,  hüznüme  katık yaptığım günler biliyorum..






.........

yaralı bırakmamalı insanı..
ya yarasını sarmalı,
ya da çekip vurmalı.....





.............

yerçekimi çok kısa bir an için ortadan kalksa.....
tutunacak dalı olmayanlar uzay boşluğuna savrulsa........




13.09.2013

..........

KIRILMAK GİBİ

Bazen öyle bir kırılıyorum ki...
Tuz buz oluyor ruhum...
Dört bir yana dağılıyorum
Toplayamıyorum...




..........





Aşkla gurur bir arada barınamıyor sanırım...
Birinin olduğu yere, diğeri uğramıyor.....




HERŞEYİN / M



Ben sana yol olmak istedim..
İstediğin menzile seni ulaştıran..
Kim varsa gönlünde, seni O'na kavuşturan..
Bazen sarp kayalıklara varsa da sonum, ayağına dikenler batsa da ,
 Benden vazgeçme istedim..
Seni bir pınarın başından geçirip, içini ferahlatmak istedim
Yangınını söndürmek..
Ben sana yol olmak istedim.. 
Her sapakta şaşırtmak,
Ulu bir çınarın gölgesinde rüyalara daldırmak...
Bulut olup ,
Sağanak sağanak yağmak....
Ben sana yoldaş olmak istedim..
Hasbihal etmek seninle,
Yüzündeki gülümseme olmak,
İçini ısıtan  neyse, işte o olmak istedim...
Uğruna koca bir ömrü harcamak istediğin
Hayalin olmak istedim..
Gecelerde huzur bulduğun yalnızlığın,
Kalabalıkta  sığınağın..
Masum bir çocuk yüzündeki gülümsemen olmak istedim..
yaramaz bakışlardaki gamzen,


Benim herşeyimdin, senin herşeyin olmak istedim....







DÜŞÜNCE AÇLIĞI....

     Bazı insanların sadece mideleri değil, düşünceleri de doymak bilmiyor.. Ya da mantıkları diyelim...
Efendim şöyle ki,  ara ara  gündeme gelir bu konu. Derim ki, herkes bir değil. Olmak zorunda da değil.. Böyle bir şeyin imkanı da yok. Nasıl ki yüzlerimiz farklı, karakterlerimiz de öyle işte. Bunda anlaşılamayacak bir şey yok ki.. Hele ki  farklı olanı kendimiz gibi yapmaya çalışmak,   abesle iştigalden başka bir şey olamaz..
     Uğraşıp , elinden geleni yapıp,   hatta her yolu deneyip çözemediğin  sorunu hayatından çıkaracaksın..Bunu yapamıyorsan o sorunla yaşamayı öğreneceksin. Kendine işkence eder gibi değil ama....
    Elbette atıp tutmak kolay. Asıl maharet hayata geçirmekte..Sızlanıp durmaktansa, bunun için uğraşmak  en doğru olanı...






12.09.2013

..........

kırıntıları toplamak, iz sürmek, izine yüz  sürmek.. yeter mi sanıyorsun..




11.09.2013

........

bitiyormuş işte, bitiyormuş..
hiç bitmez dediğin dertler de, küllenmez dediğin sevgiler de zamana  yenik düşebiliyormuş...





BÜYÜK BULUŞMA...


       Bloglarla   tanışalı ne kadar oldu bilmiyorum. Ama farklı bir aleme açılan geniş bir pencere burası benim için. Her insan ayrı bir dünya. Yazılarından, yorumlarından  tanıdığım bir çok insan oldu.  Elbette ayrıcalıklı olanlar da  var aralarında.. İşte o arkadaşlarımdan biriyle, yazdığım bir yazının dikkatini çekmesi sonucu, önce mail ile başlayan yakınlaşmamız, telefonla da sürdü. Gerçi müthiş bir trafik değildi ama, sesindeki  pozitif enerjiyi almam ve içimin ısınması için yetti  bir iki konuşma..
       Efendim, şimdi bu zat-ı şahane çok koştu peşimden.. Her yorumunda "kahve içelim", "ne zaman içiyoruz", " hadi daha içmiyor muyuz" türünden serzenişleri artınca, kıyamadım.  Aradım ve çarşamba müsaitsen görüşelim dedim. Uzun zamandır bu anı beklediği için, hayır diyemedi elbette ki :)
       Daha salı akşamından , keyifli bir buluşma olması için kendime telkinlerde bulunmaya başladım. Yok yok, öyle " sakın gazoz  içme, pul koleksiyonu göstermek isterse, evine gitme...." türünden değil elbette.   Malum karşımızda mühendis olacak,   konuşurken lafını sakın bölme, çok suskun durma ki " ohooo bu ölmüş de, cenazesini kaldıran yok" demesin..  Ya da " avukat değil mi, susmak bilmedi "  şeklinde  blogunda  yazı falan yazmasın..
      Neyse, uzatmayayım sakın okuyucu,  bu sabah buluştuk. üstelik beni teeeee Bornova'dan Balçova'ya kadar getirdi.   Hadi dedim,  deniz kıyısında oturalım bari.  Madem o kadar yol geldik :) Yukarıdaki resim, salaş olmasına  rağmen , manzarası nedeniyle çok hoşuma giden   sohbet mekanımızın resmidir. 
     Sanki kırk yıllık dostmuşuz gibi , çok güzel, sıcak ve keyifli bir konuşmamız oldu. Beraber geçirdiğimiz  saatler su gibi akıp gitti.  Kah edebiyattan, kah bloglardan konuştuk.. Kendi elleriyle yaptığı ,   ebru çalışmasının  güzel bir örneği olan kitap ayracını hediye edince ,  boş gittiğime bir utandım ki sormayın. 
      Seni tanımaktan, yüz yüze görüşmekten  müthiş bir keyif  aldım sevgili N. Narda.  (http://mavikalemdekiler.blogspot.com/)  ..  Umarım  daha sık  oturur, sohbet ederiz... 
Not: Hesabı bana ödetmeyeydin iyiydi..( sana blogda yazarım demiştim :))  Neyse, çok yakın zamanda çıkaracağını ümit ettiğim, hatta emin olduğum hikaye kitaplarından birini imzaladığında ödeşmiş oluruz... Sevgiyle...
     


10.09.2013

SENİ DİNLİYORUM...




Tıkadım kulaklarımı evrenin tüm seslerine...
sadece seni dinliyorum...
saçlarına taktığım yıldızları tek tek göğe fırlatıp,
gözlerindeki alevi külleyip,
seni dinliyorum...
kelimelerimi soyup  tüm duygularından
ve anlamlarından
teslim ettim avuçlarına..
şimdi sen giydir onları,
seni dinliyorum..
artık  ne kokunu teslim ettiğin rüzgar var arkanda
ne yaslanıp huzuruna bandığım gölgen...
ellerin...hala güzel mi?
başına taç yaptığım gök kuşağını siyaha boyadım,
seni dinliyorum...
kapının eşiğini çoktan bıraktım ben,
yönümü kuzeyden esen sert rüzgara çevirdim..
dönüp bakmam , 
şu yüreğimi söker atarım da, geri adım atmam...
seni dinliyorum...
ya bir kelam et, çevir yolumdan,
ya da sus, çık git  aklımdan.....







9.09.2013

..........

Hiç durmadan konuşmak isterken, susmak zorunda kalmak çok kötü...
Ama anlaşılamayacaksa insan, susmayı da bilmeli...
Ya da konuşmak çözmüyorsa problemi...
Sustum...








..........

Bazen çok fazla sorgulamamak lazım galiba olup biteni...
Herkesin kendine göre vardır elbette bir  gerekçesi..
Gidenin ardından üzülmek yerine, ne kazandım, ne kazandırdım demek daha doğru. Kazanç varsa ne ala, yoksa  zaten gidenin yoktur ki bir önemi...
Hayat devam ediyor, her şeye rağmen...
Film şeridi gibi...
Film sahnesi gibi...
Rolü biten elbette çekilecek kendi köşesine..
Ve belki, gidenin hayatında da bizim rolümüz bitmiştir...
Şimdi  kendi sahnemize dönme vakti...








6.09.2013

...........

Ferhat olup dağları delmeni değil, karşımda  dağ gibi durmanı istiyorum....
Aşılmaz olmanı değil, heybetinle güven vermeni istiyorum...






4.09.2013

BEN GELDİM......


Dün akşam müthiş bir keşifte bulundum..Benim işitsel zekam yok !!!
Bunu söylediğimde G. "o ne demek ilk defa duyuyorum" dedi. Durur muyum hiç, başladım atıp tutmaya.. Benim anlamam içim gözümle görmem lazım. Yoksa söylenenler bir kulağımdan girip ötekinden çıkıyor. İşte bu sebepten,  ışıklara geldiğinde ikinci sağdan dön, ilk sola sap.... diye uzayıp giden adresi bulamadım ve kayboldum tabi ki..
İyi ki de kaybolmuşum. Müthiş keskin kekik kokuları arasında dolandım bir süre.. Bir koku bu kadar mı güzel olur. Sanki bütün hücrelerimde dolaşıp , içimi tazeledi.  Buralarda ( az ilerideki dağlarda )  kekik mi var acaba diye düşünürken, öğrendim ki baharat fabrikasından geliyormuş koku...
Oysa bu kalabalığın içine girmeden daha bir kaç gün önce tatildeydim ben.. Sessiz, sakin ,  bahçedeki akşam sefalarıyla, her sabah kahvaltı için dalından kopardığım tazecik biberlerle haşır neşirdim. Uzun yıllar sonra ( sanırım 4 yıl oldu )  ilk defa denize girdim bu sahilde.  Korktuğumun aksine su soğuk değildi. Ve girer girmez nefesim kesilmedi. Zaten ya Mayıs ya da Eylül ayında  deniz  tam benim istediğim  ayarda oluyor.  Hafif dalgalı denizde  kendini sırt üstü bırakıp, gözlerini kapattığın anda, o  denizin sesi her şeye iyi geliyor. Dinlendiğini hissediyor insan...
Ve ben bu yaşıma geldim, ilk defa gece gökyüzünü gördüm..  Evet evet ilk defa. Elektriğin kesildiği bir akşam, başımı yukarı kaldırıp baktığımda inanamadım gördüğüm güzelliğe.  Şimdiye kadar görmemişim hiç. Nasıl kaçırmışım  diye hayıflanmadan edemedim. irili ufaklı  binlerce yıldız. Farkedemiyoruz şehrin ışıklarından. Kim bilir daha neleri kaçırıyoruz,  bakıyoruz ama görmüyoruz..
Kısacası uzun bir aradan sonra geri döndüm işte..